27 Şubat 2014 Perşembe

KENTSEL DÖNÜŞÜM MÜ? YOKSULLARIN MÜLKSÜZLEŞTİRİLİP ŞEHİR DIŞINA İTİLMESİ Mİ?

Yayın Detayları: Cumhuriyet Sürdürülebilir Yaşam Eki, Şubat 2014.

“Kentsel Dönüşüm Varlıklı Sınıfın Merkeze Dönme İsteğidir”
David Harvey

İkibin oniki yilinda bir bahar sabahı Nevşehir’deyim.  Niyetim şehrin tarihi yerlerini gezmek.  Şehrin yerlilerine nereleri görmem gerektiğini sordum.  Nevşehir Kalesine, kaleyi çevreleyen Kale Mahallesine ve Nevşehirli Damat İbrahim Paşa Külliyesine gitmemi önerdiler.  Şehir çarşısında başınızı kaldırdığınızda Kale’yi görmemeniz mümkün değil.  Yol sormaya gerek bile yok.  Kale’yi pusulanizin hedefine yerleştiriyor, ana çarşıdan başlayan yukarı mahalleye doğru giden sokakları takip ederek ilerliyorsunuz.  Gideceğim yönü tayin etmek için kalenin eteklerine dikkatle baktığımda, evlerde ve sokaklarda bir tuhaflık olduğu dikkatimi çekti, ama ne olduğunu anlamadım.  Nevşehir’in tarih kokan sokaklarında evlerin arasında yürümeye başladım.  Yukarılara çıktıkça evlerin yer yer yıkıldığı ve bazı sokaklardaki evlerin tümüyle boşaltıldığını farkettim.  Sanki 10 derecelik bir deprem yılların yıkamadığı tarihi dokuyu bir anda yerle bir etmiş gibiydi.  Sokak aralarındaki tarihi çeşmeler ve tarihi evler zarar görmüştü.  Bazı sokaklar taş, kaya, çimento parçaları ile doluydu.   Kimi evlerde görülen tarihi kemerler çökmüştü.  Sonradan tarihi bir Rum mahallesi olduğunu öğrendiğim, eski kale kalıntıları üzerine kurulan bu mahallede toplam 2403 konut yıkılmış.  Serseme dönmüştüm.  Şehir merkezine neredeyse on dakika mesafede, Nevşehir’in tarihi dokusuyla bütünleşmiş, muhteşem kalenin etrafındaki onlarca tarihi ev ve sokak çeşmeleri “değersiz” bulunmuş, “hiç” sayılmış ve yok edilmişti.  Kalan tek tük evler, yıkıntıların arasında çok zavallı duruyorlardı.  Yakında silinip gideceklerini biliyor gibilerdi.  Sokaklar ıssız ve hüzünlüydü.



“Kentsel dönüşüm kapitalizmin müziğiyle dans ediyor”
David Harvey

Ara sokaklardan birinde ilerlerken, sağlam kalan karşılıklı iki  ev gördüm.  Birinin penceresinden bakan teyzeye selam verip sohbete başladım.
“Ne oldu bu mahalleye?  Evler neden yıkıldı?”
“Kentsel dönüşüm var.”
Karşı evden çıkan bir başka kadın, “Bizi evlerimizden çıkardılar, bedava diyerek TOKİ evlerine gönderdiler.  Sonra TOKİ evlerine masraf çıkardılar” diye serzenişte bulundu.
Mahalleden göç eden insanların, yıkık evlerin, ıssız ve sessiz sokakların, yok edilen geçmişin öyküsünü içim burkularak merak ettim.
Eski kale duvarı kalıntısı üzerine inşa edilmiş olan iki katlı evin giriş katında minik bir bahçesi, ikinci katında şehre ve ovaya nazır geniş bir balkonu vardı.  Asmanın sarıldığı duvar bahçedeki meyve ağaçlarını gizliyordu.  Balkonda sıra sıra saksılar diziliydi.
“Bu balkon benim dünyam” dedi kadın ve ekledi, “Yazımız hep burada geçer.  Küfür küfür eser.  Yemeklerimizi hep burda yeriz.  Saksılarımda taze soğan, maydanoz, biber, domates yetiştiririm.  Çok gelirimiz yok. Eşim emekli.  Balkonda yetiştirdiklerim az ama aile bütçesine katkı oluyor.   Şimdi dört duvar arasına gideceğim.  Evlerin ufacık balkonu var. Komşuluk da ölecek”.
“Nereye gideceksiniz?” diye sorduğumda, şehrin hayli dışına yapılmış 9-10 katlı bir grup binayı gösterdi.
“Buradan çarşıya, pazara beş dakikada iniyoruz.  Oraya gidip gelmek için otobüse binmemiz gerekecek.  Her seferinde 1.5 TL ödeyeceğiz.  Biz dar gelirli insanlarız.  Bu para bizim için önemli” dedi.
Nevşehir Belediyesi’nin yeni ve modern ev kandırmacasına inanıp, şehir içindeki müstakil evlerini ve arsalarını, şehir dışındaki çok katlı binalardaki apartman daireleri ile değiş tokuş etmeye ikna olmuşlar.  İmzalar atıldıktan sonra belediye onlara borç çıkarmış.  Taksit taksit ev borcu ödeyeceklermiş.
“Pekçoğumuz bu taksitleri ödeyemeyiz.  TOKİ evlerini satmak zorunda kalacağız.  Ya köylerimize geri döneceğiz veya Nevşehir’in fakir semtlerinde kendimize yer bulacağız” diye ekledi.
Yıkılan evlerin ve tarihi binaların yerine zenginler için şık ve pahalı konutlar yapılacakmış.  Çarşıya, pazara beş dakika mesafede, küfür küfür rüzgarın estiği, havadar yerde, şehre ve ovaya nazır manzaralı lüks evler.
Nevşehir’li teyzenin anlattığı gibi, yoksulların mülksüzleştirilerek kent dışına itilip, yaşam alanlarının zenginlere devredilmesi operasyonu Türkiye’de AKP’li belediye başkanları tarafından başlatıldı.  Ama “Kentsel Dönüşüm”ün mücidi ABD.  1949 yılında yürürlüğü giren İskan Kanunu ile ABD’de kentsel dönüşüm çalışmaları yasalaşmış.  Sonrasında yürütülen pekçok proje ile yoksulların yerleşim alanları gecekondu bölgesi kabul edilmiş, yoksulların evlerine el konulmuş ve toplu konutlara sürülmüşler.  Akabinde arsaları özel sektöre devredilip yeniden imar edilmiş.  Projelerden şehirlerin tarihi dokuları öyle zarar görmüş, yoksullar ve azınlık gruplar öylesine mağdur olmuşlar ki 1960’larla birlikte şiddetli eleştiri yağmuruna tutulmuşlar ve “Kentsel Dönüşüm” projelerine karşı örgütler kurulmuş.  Projeler biraz frenlense de, kaybedilenlerin telafisi mümkün olmamış.  Daha sonra “Kentsel Dönüşüm” projeleri başka ülkelerde benzer vaatlar ile başlayıp, benzer yıkımlara neden olmuşlar.
“Kentsel Dönüşüm” projeleri kötüye giden ekonomileri, zenginlerin lehine, yoksulların aleyhine devlet eliyle geçici olarak canlandırma projeleri.  Bu projeleri incelerken sorulacak anahtar sorular, “Kim Kazandı? Ne Kazandı?  Kim Kaybetti? Ne Kaybetti?”  Nevşehirli teyzenin anlattıkları, cevapları bulmamız için bize yeterli ipucu veriyor.