28 Haziran 2013 Cuma

TAKSİM GEZİ: Park Savunmasından Toplumsal Harekete

Yayın Detayları: Cumhuriyet Sürdürülebilir Yaşam Eki, 27 Haziran 2013.

Gezi Parkı’nın kamusal ortak alan olarak kalması için başlayan park savunması, üç hafta içinde şahit olduğumuz gelişmelerle, bizi kanıksadığımız kalıplar içinde sürdürdüğümüz yaşamlarımızdan koparıp uzaklaştırdı, bireysel ve toplumsal boyutta önemli taşları yerinden oynatarak, insan, vatandaş ve seçmen kimliklerimizi sorgulamamızı sağlayarak toplumsal bir harekete dönüştü.  Değişiyor, tazeleniyor, canlanıyor ve soruyoruz: Nasıl yaşamak istiyorum?  Nasıl bir ülkede yaşamak istiyorum?  Yaşadığım ülke nasıl yönetilsin istiyorum?  Ülke yönetiminde nasıl bir rol almak istiyorum?  

DEĞİŞİM, ÇATIŞMA KORKUTUR

Değişim alışılagelmişten vazgeçmek, yerine denenmemişi koymak demektir.  Arabanın rahatından vazgeçip satarak, toplu taşımaya, bisiklet kullanmaya ve daha çok yürümeye başlamak gibi.  Meslek değiştirmek gibi.  Sizin için önemli ve değerli bir doğa parçasını korumak için aktif olmaya karar verip tanımadığınız insanlarla birlikte çalışmaya başlamak gibi.  Değişim için niyet şarttır.  Niyet olsa bile, değişim bilinmeyenleri beraberinde getirdiği için güven hissini zayıflatır ve dolayısıyla korkuyu artırır.  Bu hislerle başedip, yenebilmek ve değişimi başlatabilmek ancak değişime hazırsanız ve buna gücünüz varsa mümkündür.  Bu nedenle, değişim zorlu bir süreçtir.
Toplumsal ortaklık ve çatışma değişimi başlatan araçlardan ikisidir.  Toplumsal ortaklıkla gelen değişim göreceli olarak sakin ve yavaş iken, çatışma değişim dinamiklerini ve yayılmasını hızlandırır. Çatışmadan sakınılır, korkulur.  Oysa çatışma normaldir ve iyi yönetildiğinde yapıcıdır.  Uzun yıllar çatışma yönetimi üzerinde çalışmış olan Arnold Mindell “Ateş Üzerinde Oturmak: Çatışma ve çeşitliliği kullanan geniş grup dönüşümü” adlı kitabında ilginç bir yorum yapmış, “İyi toplumlar savaşır” diyor.  Savaşı çatışma, çatışmayı da farklı duygu, düşünce, inanç ve değerlerin sindirilmeyip kendini ifade etmesi olarak tanımlıyorum.  Demokratik dünyanın barış ve uyuma bağımlı hale geldiğini, çatışma, sorun ve acıyı saklamaya çalıştığını, bu nedenle farklı alanlarda kamunun tacize uğradığını söylüyor.  Verdiği örneklerde biri, gazetelerin ana akımdan farklı azınlık gruplara ait bilgileri haber yapmaması veya bunları suçlu, güvenilmez kişiler olarak tanıtması.  Kamusal tacizin tarihsel bir geçmişi olduğunda halkın çoğunluğu konuşmaktan korkuyor.  Gücü elinde tutan ana akımdan farklı iseler, görünür olmaya, seslerini çıkarmaya korkuyorlar.  Çünkü ortaya çıktıklarında savunmasız kalacaklarını düşünüyorlar ve olabilecekleri tahmin edip sessizleşiyorlar.  Bu durumdan en çok devlet ve ana akım güçler besleniyor.  Çünkü devlet değişimi başlatma enerjisine sahip çatışmayı ve farklılığı sevmiyor.  Bunlar devletin toplumları kontrol altında tutmasını güçleştiriyor.   Kamu tacizi gücü elinde tutmak isteyen devlet tarafından desteklenebiliyor ve hatta devlet politikaları ile bizzat yapılıyor.  Sesini yükselten diğerlerini suça teşvik ettiği gerekçesiyle suçlu ilan edilebiliyor.  Tek bir örnek anlattıklarımı pekiştirmeye yetecektir.  Darbe sözcüğünün tanımına bakalım.  Elimde 1969 basımı Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlüğü var ve darbeyi şöyle tanımlıyor: Hükümeti yasa dışı yollardan ele geçirme.  Türk Dil Kurumu sitesine bugün baktığımda, darbenin tanımı şu şekilde verilmiş: Bir ülkede baskı kurarak, zor kullanarak veya demokratik yollardan yararlanarak hükûmeti istifa ettirme veya rejimi değiştirecek biçimde yönetimi devirme işi.  Dil bilim açısından ne oldu da “darbe” tanımı bugün demokratik yollardan hükümeti istifa ettirmeyi kapsar oldu?  Bu resmi tanıma göre sokakta “hükümet istifa” diye bağıran, balkonlarda tencere-tava çalan herkes “darbeci” oluyor ve üstelik örnek olarak başkalarını suça teşvik ederek suç işliyorlar.
Gezi Parkı’nda kamu tacizine karşı gelişen çatışma ve beraberinde getirdiği, insani, yaşamsal değerler üzerinde yükselen, mizah ve eğlence ile renklenen, dayanışmayla güçlenen toplumsal ortaklık güçlü bir değişim enerjisini açığa çıkardı.   Bakalım bu toplumsal ortaklığın başlattığı değişim nereye evrilecek?

GEZİ SAVUNMASI TOPLUMU NELERLE TANIŞTIRDI VE NELERE İLHAM OLDU?
Gezi kütüphanesi, Park Bostan veya Gezi Bostan, sivil itaatsizlik eylemleri, mizahla beslenen şiddetsiz iletişim, duranadamlar, durankadınlar, Gezi şarkıları, tencere tava orkestraları, ortak akıl toplantıları, park forumları...
Gezi savunması ile yaşananlar gösterdi ki, demokrasi ile, yani bizi belirli bir dönem süresince mecliste temsil edecek ve bu dönem süresinde bizim adımıza karar verecek kişileri seçme hakkı ile sınırlı kalan yönetim şekli yetersizdir ve başarısız olabilir.  Derin demokrasi (deep democracy) diye adlandırılan yüzyüze konuşma esasına dayalı, her kişinin ve kesimin çekinmeden sesini duyurabileceği, herkes tarafından susturulmadan dinleneceği, önceliği karar vermek olmayan, konuları konuşup tartışarak açıklık kazandırmayı, farkındalığı zenginleştirmeyi önemsiyen yönetim anlayışı bir yol olabilir.  Park forumları sanki derin demokrasinin ilk tohumlarını atıyor. 
Evrende değişim değişmez bir kural.  Ve belki Gezi savunmasıyla başlayan çatışmanın harekete geçirdiği değişim dinamikleri, alışılagelmiş paradigmaları yıkıp, ilkesi doğrudan katılım olan, yeni, enerjik ve bambaşka bir yönetim biçimine evrilecek.