7 Şubat 2013 Perşembe

TEKNOLOJİK SİSTEMLERDEN, İNSAN-DOĞA SİSTEMLERİNE


Yayın Detayları: EKOIQ, Şubat 2013

2000’li yılların başında yaşarak sürdürdüğümüz sistemi sorgulamaya başladım.  Çocukluğum ve gençliğimdeki yaşamım ile bugünkü yaşamım arasındaki fark giderek açılıyordu.  Görünürde yaşam standartlarım yükseliyor gibiydi ama özünde kalite düşüyordu.  Örneğin; marketler yaygınlaşıp, satın alabileceğim gıdalar çeşitlenirken, gıdalara eklenen kimyasalların çeşidi ve miktarı artıyordu.  Gıdaların raf ömrü artarken, besin değeri düşüyordu.  Şehirde taze süt bulmak hayal olmuş, her hafta biriken süt kutularını çöpe atmak tedirgin etmeye başlamıştı.  Kabaca hayatım boyunca içeceğim sütlerin kutu sayısını hesapladım ve birarada hayal ettim.  Çöp tepesinin altında kaldım.  Sonra hayalime Istanbul’daki milyonlarca evi ekledim..  Peki satın aldığımız su şişeleri için aynı hesaplamayı yapsak ne olurdu?  Bu sistemsel bir sorundu ve sadece gıda ile sınırlı değildi.  Yaşamın her noktasında aksaklıklar gözlenebiliyordu.  Sistemler kurulurken belki niyet bu değildi fakat zaman içinde sorunlu ve yaşamı tehdit edici bir noktaya gelmişlerdi.  Bunu yapan bizdik.  Sanıyorum insan evrimleşirken sistemi (ki buna batı uygarlığı diyebiliriz) yarattı ve sonra insanın sistemi, sistemin de insanı evrimleştirdiği bir dönem başladı.  Evrim derken fiziksel gelişimle birlikte içsel gelişimi de kastediyorum.  Gençlerin, cep telefonları ile kurdukları yakın, gizemli, duygusal ilişkiyi örnek olarak verebilirim.
2007 yılında “Sürdürülebilir Yaşam Tasarım Çalıştayı”na katılmam ile yaşam haritam değişti.  Çevre sorunlarına karşı artan duyarlılığım ile birliket zaten giderek yoğunlaşan çalışmalarım vardı.  Fakat bu eğitim ile “Sürdürülebilirlik” kavramı ile tanıştım ve özünde teknik değil sosyal bir kavram olduğunu öğrendim.  Bireylerin ve toplumların, sistemin dayattığı tüketime endeksli yaşam biçimlerine karşı daha insanca, mantığın yanında duygulara, sezgilere ve içsel bütünlüğe değer veren, doğa ile daha bütünleşik ve ona saygılı, daha adil, gelecek nesillerin ve dünyanın yaşam haklarına saygılı farklı yaşam biçimlerini yaratabileceğini gördüm.  Buna “Sürdürülebilir Yaşam” diyorum.
Bu noktada mesleki eğitimimi ve deneyimimi “Sürülebilir Yaşam” projelerinde değerlendirmeye karar verdim. Endüstri mühendisiyim ve çalışma hayatımda ağırlıklı olarak sistem tasarımı, sistem iyileştirme projelerinde çalıştım. Teknolojik sistemler ile insan-teknoloji sistemleri üzerinde deneyimim var.  Artık konum insan sistemleri ile insan-doğa sistemleri.
Bu bağlamda kişisel ve sosyal değişim için tasarladığım, “Sürdürülebilir Yaşam Oyunları” dediğim, oyunlar, grup çalışmalarından oluşan eğitim programları yürütüyorum.  “Sosyal sürdürülebilirlik”e hizmet eden eğitim programlarının hazırlanmasına danışmanlık ediyorum ve yazılar yazıyorum. Alternatif eğitim tekniklerini kullanarak toplantılara kolaylaştırıcılık yapıyorum.  Bir eko-köy girişimine grup bilincini kavrayıp, bir arada üreterek yaşayabilmeleri için destek vereceğim.
Yaptığım işin bir benzeri yok, çünkü çok tanımlı bir şekli yok.  İhtiyaçları dinliyor, kendi yapabileceklerimden yola çıkarak bir öneri getiriyorum.  Sonra bu öneriyi birlike detaylandırıp nasıl hayata geçireceğimizi konuşuyoruz.  Şirketim yok.  Kartvizitim yok.  Tanıtım dosyam yok.  Referanslarım bugüne kadar birlikte çalıştığım insanlar ve yaptığım işler.