30 Ocak 2013 Çarşamba

Gece-kondular Gökten-kondulara karşı...

Yayın Detayları: Cumhuriyet Sürdürülebilir Yaşam Eki, 29 Ocak 2013 

Onlar tek katlıydılar.  Bahçeleri vardı.  Ağaçları, çiçekleri vardı.  Dağ yamaçlarına, dere kenarlarına, kendilerine yer açabildikleri alanlara kurulmuşlardı.  Hazine arazilerine gece kondukları için bazıları acele yapılmış, derme çatma görünüyorlardı.  Plansız yapıldıkları için yolları düzensizdi.  Ama insani boyutlu idiler.  Komşularına yük olmadılar.   Köyden kente göçün ürünüydüler.  Devlet politikalarının eseriydiler.  Seçimlerde politikacıların gözbebeğiydiler.  Yıllar boyu yerel ve genel seçimler öncesi oy toplamak isteyenlerin ziyaret edip sözler verdiği yerlerdi.  Verilen sözler ya geç tutuldu veya unutuldu. Uzun süre temel belediye hizmetleri alamayanlar oldu.  Yıldızları bir parladı, bir söndü.  Fakat hep politikaların oyuncağı oldular.
Gece konular şehirlerin yatay büyümesine neden oldu.  Şehir sınırlarını zorlayarak genişlettiler. .  Binalar bir veya iki katlı ve genelde bahçeli olduğundan birim alana düşen insan sayısı insani ölçüde kaldı. Ormanlar ve su havzaları gibi ekolojik sürdürülebilirlik için önemli alanlar üzerinde baskı oluşturacakları düşünülse de bu baskıyı yaratan yerel yönetimlerin gece kondulara bir havuç bir sopa gösteren ilkesiz politikaları oldu. 
Onlar çok katlıydılar.  Cüsseliydiler.  İnsanın üstüne üstüne gelen, tepesine yıkılıverecek gibi duran bir halleri vardı.  Şehirlerin en kalabalık, yerleşimin en yoğun olduğu semtlerine kurulmaya başladılar.  Bazıları şahıs arazilerine bazıları belediyelerin arazilerine inşa edildiler. Bazıları inşa edilsin diye kanunlar çıkarıldı.  Gökten kondukları için çevreleriyle uyumsuzlardı.  Bir kere boyları çok yüksekti.  Cücelerin yanındaki devler gibiydiler.  Nereden çıktı bu dedirten bir halleri vardı.  Planlı gibi görünmelerine rağmen plansız yapılmışlardı çünkü en azından trafiği felç edebiliyorlardı. Tapulu olmaları dışında varlıkları sorun kaynağı idi. Hem komşularına hem devlete hem belediyeye ek külfetler getirdiler.  Aylarca süren inşaatları sırasında komşuları toz içinde kaldı.  Sürekli yanan lambaları ile geceyi gündüze çevirdiler, gecenin karanlığını özlettiler.  7 x 24 çalışıp çıkardıkları gürültü ile komşularını uykusuz bıraktılar.  On kat yerin altına bina yapacağız diyerek aylarca kayaları kırdılar, belki komşu binaların zeminine zarar verdiler. Onlarca kat yukarı çıkıp pekçok binanın önünü kapattılar.  Bütün cüsselerine rağmen zavallıydılar, çünkü elektriksiz yaşayamıyorlar.  Havalandırma için elektrik, su pompalamak için elektrik, yiyecek ve eşya taşımak için elektrik, katlar arasında gidip gelmek için elektrik.  Gökten konduların içini de aydınlatmak gerekiyor.  Yine elektrik.  Gökten kondulardaki her evin elektrik giderini gece konduların ki ile karşılaştırsak sonuç ne olur sizce?  Havayı da kirletiyorlar.  Çünkü gökten konduların civarında  trafik artıyor ve yoğunlaşıyor.  Dar alanda yoğun araba kullanımı bölgesel hava kirliliği yaratıyor.  Devlet ve yerel yönetim politikalarının gözbebeğiler.  Onlar için şartlar uygun hale getiriliyor, çoğalıp büyümeleri için olanaklar tanınıyor.
Gökten kondular şehirlerin dikey büyümesine neden oluyor.  Dar alanlara çok katlı inşa edildikleri için birim alana düşen insan sayısı insani ölçüde değil.   Bin, iki bin, beşbin, yani neredeyse bir kasabaya yakın nüfusları var.  Belediye kanunu belediye kurulması için asgari nüfusu beşbin olarak belirlemiş.  Yani gökten konduların bazıları belediye olabilecek kadar kalabalık.  Herbirinin nüfusu beşyüz üstü olduğu için zaten mahalle kabul edilebilirler.  İri, şişman ayağını Külkedisinin minik zarif bir ayakkabısına zorla sığdırmaya çalışan üvey annenin öz evladı gibiler.  Ayakkabıyı zorla giyseler bile uzun süre ayaklarında kalamıyacak, kalsa da sürekli rahatsız edecek.
Evimin bir yanı eski gece kondu mahallesi.  Diğer yanına yeni bir gökten kondu yapılıyor.  Açılan alana baksanız bir göktaşı düşmüş zannedersiniz.  İnsanı ürkütecek kadar geniş ve derin.  Buradan kazılıp çıkarılan tonlarca toprağın nereye yığıldığı ayrı bir merak konusu. “Merkezinde insan” denilerek tanıtılıyor fakat bahsettikleri merkezde biz komşuların olmadığı kesin.  İnşaat sırasında tretuvarlarımızı gasp ettiler.  Şimdi yollarımızın düzenini değiştirip, trafiği artırıyorlar. Toz, gürültü ve yoğun kamyon trafiğinden muzdarip olduk.  Henüz yapım aşamasında bu kadar rahatsızlık veren bir gökten kondu yapıldıktan sonra bizim yaşam kalitemizi daha ne kadar düşürür tahmin etmek güç değil.  Bize beş bin yeni komşu geliyor.  Açılacak otel, rezidans ve alışveriş merkezi ile bu sayı yedi bini bulabilir.  Gelecek araba sayısı tahminimce iki binden az olmayacak.  Bu yollara büyük yük getirecek.  Yedi bin kişi için su sistemi, atık su sistemi, doğal gaz sistemi, elektrik sistemi, telefon sistemi, cep telefonu sistemleri kurulacak.  Bizim mahallede çalışmalar yapılacak.  Daha çok çukurlar kazılacak, yollar kapanacak ve hayatımız altüst olacak. Peki bu yeni nüfus için yeşil alan bırakılması gerekmez mi?  İstanbul’da kişi başına düşen ortalama yeşil alan 7 m2.  49bin m2 yeşil alan nerede? Böylesine büyük ölçekli bir bina kompleksinin, hem fiziksel hem sosyal olarak çevresine vereceği etkilerin incelenmesi ve biz komşulara sorulması gerekmez mi?  Yani ÇED gerekmez mi?  “ÇED gerekmez” raporu Nisan 2012’de verilmiş ve belediye ruhsatı hiç gecikmeden bir ay sonra tahsis etmiş.  Aynı tarihlerde göktaşı çukuru çoktan açılmıştı.  Bu nedenle bu heyyula bina kompleksine gökten kondu tanımı çok uyuyor.
Dikkate alınmayan önemli bir nokta şu ki gökten kondular ne komşularını ne de içinde yaşayanları memnun edecek. Çünkü, sürdürülebilir şehir tasarımının en önemli kriterlerinden biri insani ölçek ve gökten kondular bu kritere uygun inşa edilmiyorlar. Hem karbon ayakizleri hem ekolojik ayak izleri çok büyük. İnsan doğasına uygun da değiller.  Sürdürülebilir kentler için, varolan, kentin orman ve su kaynağı gibi yaşam alanları dışında kalan gece kondu alanları, yüksek kat çıkılmadan, yeşillikler korunarak yenilenebilir.  Buralarda yaşayanlar tapu sahibi olmadan devlete veya belediyeye kiracı olabilirler.  Bu model ile insanların barınma hakları tanınırken, şehirlerin yatay ve dikey büyümesi kontrol altına alınabilir ve sürdürülebilir kent idealine bir adım yaklaşılır.