26 Kasım 2011 Cumartesi

Ezilenlerin Tiyatrosu - Kasım 2011


Yayın Detayları: Cumhuriyet, Sürdürülebilir Yaşam Eki, 26 Kasım 2011

Boğaziçi Üniversitesi Barış Eğitimi Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin konuk ettiği Prof. George Emilio Sanchez, “Augusto Boal’ın Ezilenlerin Tiyatrosu ve Yaratıcı Süreç” başlıklı bir çalışma yaptı. Katılımcılar, oyunun tiyatral bir formda toplumsal baskıları tanımlayıp tartışmak için çok etkili bir yöntem olduğunu deneyimlediler.

Johan Huizinga insanı “Homo Ludens” yani oyun oynayan insan olarak tanımlar, oyunu sosyal ve kişisel gelişmenin bir parçası olduğunu söyler. Oyun serbesttir ve özgürdür. Biçim olarak günlük hayatın dışındadır, özgür ve kurmaca yapısıyla oyuncuyu içine çeker. İşlevlerinden birisi bir nesne veya fikrin temsilidir. Bu bağlamda tiyatro da bir oyundur. Brezilya’lı yazar, tiyatro yönetmeni ve politikacı Augusto Boal, tiyatronun bu özelliğini kullanan devrimci bir eğitim hareketini başlattı. Paolo Freire’nin Ezilenlerin Pedagojisi kuramından çok etkilenen Boal, bunu destekleyen Ezilenlerin Tiyatrosu kuramını oluşturdu. Tiyatroyu yerel, toplumsal sorunları tartışmak ve çözüm aramak için bir araç olarak kullandı. Boal’a göre heryer sahne, herkes oyuncu olabilir. Ezilenlerin Tiyatrosu üç farklı pratikten oluşur: Forum Tiyatrosu, Görünmez Tiyatro, İmge Tiyatrosu. Her pratik, seyirciyi oyuna dahil ederek, toplumsal, siyasal ve sosyo-ekonomik baskılara karşı tavrını göstermesine yardımcı olur. Boal oyunlarını, özellike fakir, ezilmiş ve dışlanmış, varolan sistem içinde sesini yükseltmeyen topluluklarda sergiledi. Bu yöntem, dünyada 70’den çok ülkede eğitim, pedagoji, politika, ruh sağlığı, toplumsal konularda çalışan yüzlerce grup tarafından kullanıldı. Barışa hizmet eden çalışmalarından dolayı, Boal’e 2008 yılında Nobel ödülü verildi. Augosto Boal’in “Ezilenlerin Tiyatrosu”, “Oyuncular ve Oyuncu Olmayanlar İçin Oyunlar”, “Arzu Gökkuşağı: Boalin Tiyatro ve Terapi Metodu” kitapları Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi tarafından yayınlandı.

Çalıştayda eğitim veren George Sanchez, Boal ile birlikte çalışmış. Boal ve Ezilenlerin Tiyatrosu’ndan esinlenerek hazırladığı eğitim programlarını azınlıklar, yasadışı göçmenler, cinsel istismara, ırkçılık ve şiddete uğramış insanlara uyguluyor. Boğaziçi Üniversitesi’ndeki çalıştayda Ezilenlerin Tiyatrosu’sundan birkaç egzersiz yaptırdı. Sanchez, yaratıcılığın geliştirilebilen bir kas olduğa inanıyor. Hayal etme egzersizleriyle bu kası güçlendiriyor. Bize “Nesnelerin Dönüşümü” olarak adlandırdığı bir grup çalışması yaptırdı. Bir bardağı veya bir sandalyeyi kaç farklı şekilde hayal edebilirsiniz? Bir, üç, beş, on... Bardak, başınıza koyduğunuzda şapka, hayali kaşığınızla içinden hayali çorba içtiğinizde tabak, seksek taşı, kuyu, topaç, top, çöp kutusu, vazo, saksı, taş olabiliyor. “Güç Yapıları” olarak adlandırdığı oyunda grubun ortasına 4 sandalye, bir masa ve bir bardak koydu. Bu eşyalarla sandalyelerden birisini en güçlü gösterecek yapıyı kurmamızı istedi. Sonra grubun hangi eşyayı en güçlü gördüğünü sordu ve nedeni açıklamamızı istedi. En son, yapıyı oluşturan kişinin hangi eşyayı en güçlü göstermek istediğini sordu. Yapının en üstündeki sandalyeyi en güçlü gören olabildiği gibi, bu sandalyeyi diğer eşyalara bağımlı görüp en güçsüz kabul edenler de oldu. Egzersiz bize şunu deneyimletti, bizim yapmak istediklerimiz ile topluluktaki diğer bireylerin bunları algılayışları çok farklı olabiliyor. Bu egzersiz, “güç”ün ne kadar farklı tanımlandığını, olumlu veya olumsuz nitelenebildiğini gösterdi. Ezilenlerin Tiyatrosu’dan alıntılanmış “Arzu Gökkuşağı” oyununda, “baskı” sözcüğünü vücudumuzu ve mimiklerimizi kullanarak canlandırdık. Birkaç aşamalı bu oyunda, ilk önce bireyler “baskı” sözcüğünü nasıl algıdıklarını topluluk önünde teker teker gösterdiler. İkinci aşamada gruplar oluşturduk. Her grup üyesi, kendisinin ve diğer üyelerin vücutları ile mimiklerine şekil vererek “baskı” sözcüğünü anlatan heykel yaptı. Sonra her grup topluluk önünde, yaptıkları heykelleri sergiledi. Böylece “baskı” sözcüğünün pekçok farklı ifade edilişini gördük. En son bölümde grup olarak yavaşça birer birer heykele eklenerek bir bütün oluşturduk. Amacımız heykelin ifade ettiği “baskı” anlamını güçlendirmekti. Sonra yaptığımız hareketi destekleyen bir cümle kurduk ve bunu kendi kendimize tekrarladık. Bir sonraki aşamada yakınımızdaki kişilerle dialog şeklinde konuşarak içselleştirdiğimiz cümlemizi paylaştık. Ve birlikte yine çok yavaş hareket ederek heykele istediğimiz en son şekli verdik. Grup dinamiklerini kullanan, ortak hayal gücü oluşturan, grup içinde bütün farklılıklara rağmen bir heykel üzerinde anlaşmamızı sağlayan sıradışı bir çalışma idi.

Dört yıldır “Sürdürülebilir Yaşam Oyunları” adıyla oyun ve egzersizlerle bezeli, ilkesi deneyimlerek öğrenme olan, grup dinamiklerini kullanan kişisel gelişim programı uyguluyorum. Çok farklı gruplarla, farklı yaşlarda insanlarla, farklı ülkelerde oyunlar oynadım. Bu konuda yazılmış pekçok kitap okudum, benzer programlara katılan insanlarla konu
ştum. Kişisel deneyimim ve toparladığım görüşler, hep grup olarak oyun oynamanın mucize olarak nitelediğim yönünü teyit ediyor. “Oyun” sözcüğü çocuğu çağrıştırmakla birlikte aslında oyun oynamanın yaşı yok. Hatta belki yetişkinlerin çocuklardan daha fazla oyun oynamaya ihtiyacı var. Çalıştay, bana oyunları kullanan farklı bir kuramı tanıttı. Augusto Boal’ın “Ezilenlerin Tiyatrosu” oyunlarla, insanların normal şartlar altında konuşup tartışmaktan çekindikleri aile içi şiddet, cinsel taciz, toplum baskısı, aile baskısı, devlet baskısı gibi konuları ve toplumsal sorunları tanımlayabilmeleri, farklı görüşleri anlayıp tartışabilmeleri için çok uygun bir ortam sağlıyor. Bu nedenle, kişisel değişim, gelişim programları ile grupların dönüşümü için yapılan toplantıların yanısıra toplumsal sorunların konuşulduğu ortamlar mutlaka oyun çalışmaları içermeli.