25 Haziran 2011 Cumartesi

EKOLOJİK SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK VE SOSYAL ADALET İÇİN SIFIR BÜYÜME

Yayın Detayları: Cumhuriyet,Sürdürülebilir Yaşam Eki, 25 Haziran 2011

Boğaziçi Üniversitesi, Haziran ayında Ekolojik Ekonomi Avrupa Topluluğu’nun düzenlediği 9. Ekolojik Ekonomi konferansını misafir etti. Konferansta en yoğun ilgi gören ve tartışılan konularından biri “Ekonomide Sıfır Büyüme” oldu. “Ekonomi büyümezken, ülke insanının refah düzeyi yükselir mi?” sorusuna cevap arandı.

Sıfır büyüme fikrinin tarihi 19. yüzyıla dayanmakla birlikte, 1970’lerde Club of Rome’ın düşünürleri tarafından tam olarak tanımlandı. Sıfır büyüme, en geniş anlamda, çevreci, aşırı tüketime ve kapitalizme karşı geliştirilen politik, ekonomik ve sosyal fikirler bütünüdür. Küresel ısınma, uygarlığın ve küresel ekonominin dayandığı petrolün bir süre sonra bitecek olması, dünyada kaynak tüketimi ve gelir dağılımındaki adaletsizlikler, ard arda yaşanan küresel finansal krizlerle birlikte yeniden önem kazandı. Konferansa ağırlığını koyan sıfır büyüme tartışmalarında, ekonomistler şu fikirleri vurguladılar;

40 yıl sonra dünyanın nüfusu yarı yarıya artacak ve 9 milyar olacak. Ancak bu 40 yıl içinde karbon emisyonlarının da 130 kat düşürülmesi gerekiyor. Bu yüzyılın sonunda ekonomik aktivitelerin atmosfere karbon salması değil, atmosferdeki karbonu soğurması bekleniyor. Bir yanda küresel ısınma tehditi diğer yanda zaten kısıtlı olan ve tükenmeye doğru giden doğal kaynaklar var. Dünyanın sunduğu doğal kaynakları sonsuz kabul eden, ekonomiyi sürekli büyümeye ve GSMH’yı (Gayri Safi Milli Hasıla) artırmaya teşvik eden klasik ekonomi temelli politikalar iflas edecekler.

Her ekonomi anlayışı bir politik düşünce sistemine dayanır. Günümüzde yaygın kabul gören klasik ekonomi neo-liberal politika temellidir.

Ekonomik büyüme için doğal kaynakların, gelecek nesillerin ve tüm canlıların yaşam hakkını düşünmeden tüketilmesini körükleyenler: Hükümetler, uluslararası yatırım kuruluşları, küresel şirketler, üniversiteler ver araştırma merkezileridir.

Üniversitelerde okutulan ekonomi kitapları, ülkelerin gelişmişlik ve insanların refah düzeyini GSMH’nın artmasına bağlar. GSMH, tüketim ile artar. Bu kitaplar, doğal kaynakları sınırsız kabul eder, üretim ve tüketim dinamikleri kaynakları dikkate almaz, maliyet hesaplamalarına doğal değerler katılmaz. Öğrencilerin, bu ekonomi anlayışı sorgulaması istenmez.

Değerler sistemi değişmelidir. Ekolojik etik ve gelecek nesillerin yaşam hakkı dikkate almalıdır. İnsanlar ölümlerinden sonra dünyaya ve dünyada yaşayanlara ne olacağını düşünmeleri etik bir konudur. Gelecek nesillere ve canlılara karşı olan sorumluluklar unutulmamalıdır.

En büyük çelişki sürekli ekonomik büyümenin mutluluğu garantilememesidir. Belli bir refah seviyesine ulaşıldıktan sonra GSMH artsa bile insanların mutluluğu artmamaktadır. Oysa, genel kabul gören görüş, GSMH ile insanların mutluluğu arasında doğrusal bir ilişki olduğudur.

Sürdürülebilir Sıfır Büyüme

Sürdürülebilir sıfır büyüme, insanların refahı ve ekolojik sürdürülebilir için, yerel ve küresel çapta, kısa ve uzun vadede üretim ve tüketimin yumuşak, gönüllü ve adilce düşürülmesidir. Sürdürülebilir sıfır büyüme, devasa altyapılar yerine merkezi olmayan küçük boyutlu çözümleri, rekabet ve varlığın birikimi yerine sosyo-ekonomik temelli adil paylaşımı, tüketim yerine gönüllü sadeliği dikkate alır.

“Gerçek Demokrasi” sıfır büyüme için gereklidir. Bu gereklilik, sıfır büyümenin gönüllü ve katılımcı karakterinden kaynaklanır. Ancak “Demokrasi”, gönüllü sıfır büyümeyi desteklemeyebilir. Bu nedenle, yerel demokrasi, komünalizm, katılımcı, biyolojik bölgesel yaklaşımlı ve ihtiyatlı demokrasi gibi, farklı demokrasi modellerinin incelenmesi gerekir.

Sürdürülebilir sıfır büyüme, çevresel şartların iyileştirilmesini kapsar. Ekonomik aktivitelerin doğal kaynak tüketimine ve doğa üzerindeki etkisine, ekolojik ayakizine bakar.

Klasik anlayışta, ekonomik büyüme, gelirin adil dağılımından kaçınır. Bu nedenle küresel ölçekte kuzey yarımküre ile güney yarım küre arasında ciddi gelir dağılımı adaletsizliği yaratılmıştır. Sıfır büyüme ekonomisi, küresel olarak doğal kaynakların sömürülmesinin sınırlandırılmasına dönük stratejiler üzerinde çalışır.

Mutluluk, yaşam, iletişim gibi sosyal konuları içerir. Sürdürülebilir sıfır büyüme, yaşamın anlamı yerine, yaşamı anlamlandırmaktan ve anlamlı yaşam kurmaktan bahseder. Market koşulları dışında bir başka yaşam olduğunu savunur. Yüzyüze iletişimi destekler. Toplumsal bilginin bağımsız ve katılımcı olması gerektiğini savunur. Bu nedenle, taraflı ve bağımlı bilgiye dayalı ve özgür iradeyi kısıtlayan reklamı reddeder, yoğun reklam kampanyalarını yüksek oranlarla vergilendirir ve toplumsal alanlarda kitlesel reklam araçlarının kullanılmasını istemez.

Sürdürülebilir sıfır büyüme, bazı kurumların dönüşümünü, bazılarının ıslah edilmesini ve bazılarının kapatılmasını gerektirir.

İşin yeniden tanımlanması, işçi verimliliği gibi neo-liberal kavramların değiştirilmesi ve iş koşullarının gözden geçirilmesi sıfır büyümenin adımlarındandır.

Uygulamada kullanılabilecek yöntemlerden bazıları şunlar;

o Karlılık yerine toplumun refahına odaklı alternative ekonomiler,

o Yerel pazarlar,

o Yerel üretim ve tüketim dayalı ekonomiler,

o Yerel paralar,

o Mal ve hizmet değişim sistemleri,

o Kooperatifler,

o Ekoköyler,

o Ortak yaşam evleri, vs.

Neo-liberal politikaların yerleştirdiği kalıplaşmış ekonomik ve yaşam sistemlerini değiştirmek hiç kolay değil. Ülkeler arasındaki gelişmişlik farkı, bizim gibi gelişmekte olan ülkeleri, gelişmiş ülkelerin refah düzeyini yakalamak için zorluyor. Fakat onların izlediği yolun yarattığı ekonomik, sosyal ve ekolojik sorunlar ve dünyayı getirdiği nokta ortada. Gelişmekte olan ülkeler, aynı noktaya ulaşmak için aynı yolu izlemek, aynı hataları tekrar etmek, aynı sorunları yaşamak zorunda mı? Aynı yol izlense bile, gelişmiş ülkelerin refah düzeyine ulaşılabilir mi? Yoksa, kısıtlı dünyamızın, kısıtlı imkanlarını dikkatli kullanan, gelecek nesillerin ve canlıların yaşam haklarına saygılı, daha insanca, daha adil, artarak büyümeye değil sıfır büyümeye hedefli alternatif ekonomik politikalarla, refahı ve mutluluğu yakalamak mümkün mü?