28 Şubat 2011 Pazartesi

İklim Kapitalizmi’ne Karşı İklim Etiği ve İklim Adaleti

Yayın Detayları: Cumhuriyet, Sürdürülebilir Yaşam Eki, 26 Şubat 2011

Farzedin zengin ve varlıklı insanların yaşadığı bir siteye komşunuz. Site merkezi sistemle ısıtılıyor, kömür kullanıyor. Merkezi sistemin bir bacası var. Bacadan çıkan gazlar sitede oturanları rahatsız etmesin diye sizin binanıza doğru uzatılmış. Çıkan zehirli gazlar sizi ve komşularınızı felaket şekilde etkiliyor. Çocuklarda ve yaşlılarda astım şikayetleri artıyor, zehirlenme vakaları görülüyor. Camı, pencereyi açamaz, bahçede dolaşamaz hale geliyorsunuz. Siteye durumu şikayet etmek için gidiyorsunuz. Size ayda şu kadar para verelim, bu duruma göz yumun diyorlar. Ne yaparsınız?

İklim değişikliği, kendisine neden olmayan insanlara daha çok zarar veriyor. İklim değişikliğinden şu ana kadar en çok etkilenenler ülkeler arasında Bangladeş, Maldivler ve Pasifik Okyanusu’ndaki bazı ada ülkeler var. Bangladeş Çevre ve Orman Bakanı Hasan Mahmut’a göre, en iyimser tahminle 2050 yılına kadar Bangladeş’in kıyı bölgelerinde yaşayan yaklaşık 30 milyon insan, iklim değişikliği bağlantılı erozyon, seller ve içme sularının tuzlanmasından dolayı evlerini, topraklarını bırakıp göç etmek zorunda kalacak. Ada ülkeler, tüm topraklarını kaybetmek üzereler.

Doğa Ana bir bütün. Her parçası diğer parçalarına bağlı ve etkileşim içinde. İnsanoğlunun yarattığı yapay ülke sınırları O’nun için hiçbirşey ifade etmiyor. Doğa Ana’nın yaşamsal döngüleri bu sınırları tanımadan sürüyor. Bunun, hafızalarımızda kalan en büyük kanıtı geçtiğimiz Ekim ayında Macaristan’da alüminyum fabrikasındaki tonlarca kirleticinin, kaza sonucu Tuna Nehri’ne karışması idi. Tuna Nehri’nden, yeraltı su kaynaklarına, toprağa ve Karadeniz’e kadar ulaşan kirleticiler, Macaristan ülke sınırlarının ötesindeki ülkelerin halklarını ve doğasını tehdit ediyor.

Benzer şekilde iklim değişikliğine neden olan sera gazlarını yayan ülkeler ve fabrikalar sadece bulundukları ülkelerin değil diğer ülkelerin vatandaşlarının yaşamını ve doğasını da tehdit ediyor. Bunlar, insanlığın kurduğu sistemde tek bir ülkeye karşı sorumlu iken, aslında Doğa Ana’ya ve tüm insanlığa karşı sorumlu tutulmalılar.

Yaşanan bu gibi deneyimler sorgulamaları beraberinde getirdi ve iklim etiği ile iklim adaleti kavramlarının doğmasına neden oldu. İklim etiği yeni, gelişen bir araştırma alanı ve iklim değişikliğinin etik boyutunu irdeliyor. İklim adaleti ise sadece etik değil aynı zamanda ekonomik ve sosyal boyutları olan bir kavram. İklim adaleti, sorunu yaratan ana nedenlerin (küresel ekonomi tarafından körüklenen ekonomik büyüme ile küreselleşme sonucu şirketlerin izlediği sürdürülemez üretim, tüketim ve ticaret biçimi gibi) üzerine gidilmesini talep ediyor. Gerçek çözümlerin, demokratik sorumluluk, ekolojik sürdürülebilirlik ve sosyal adalet ilkelerini temel almasını savunuyor. İnsan nedenli iklim değişikliğinin etik boyutu, bugüne kadar ne iklim değişikliği politika tartışmalarında yer aldı ne de bilim ve ekonomi dünyasında yeterince araştırıldı.

Dünya Sağlık Örgütü, her yıl küresel iklim değişikliği yüzünden dünyanın en fakir ülkelerinde 150,000 kişinin öldüğünü açıkladı. Nature dergisi, buna ek olarak her yıl 5 milyon insanın hastalandığını ve bu rakamların giderek artacağını yazdı. Bu gerçek, iklim değişikliğinin insanın yaşam hakkını, özgürlüğünü ve güvenliğini zora soktuğunu gösteriyor. Bu nedenle küresel iklim değişikliği çalışmalarında, küresel iklim değişikliğinin temel insan hakları üzerindeki etkisinin etik açıdan analiz edilip değerlendirilmesi gerekiyor.

İklim değişikliğine neden olanlar ile bundan olumsuz etkilenenler aynı kişiler değil. Bundan dolayı, dağıtım adaleti bir diğer etik konu. Dağıtım adaleti, iklim değişikliği fayda ve zararlarının insanlar ve ülkeler arasında adaletli ve eşit dağıtılması ile ilgileniyor. Uluslararası çalışmalarında yaygın olarak kullanılan “Fayda/Zarar Analizi” gibi yöntemler, eşit dağıtımı dikkate almıyor, bu nedenle de yetersiz kalıyor. Bu çalışmalarda, etik ilkeleri dikkate alan yeni bakış açılarının ve yöntemlerin kullanılması önem taşıyor.

Birleşmiş Milletler Eliyle Yaratılan İklim Kapitalizmi

Birleşmiş Milletler, Kyoto Protokolü ile küresel iklim değişikliğine neden olan karbondioksit salınımını azaltacağını iddia ettiği üç yöntemi destekliyor: Emisyon Ticareti, Temiz Gelişim Mekanizmaları, Ortak Uygulamalar. Yöntemlerin özü ekonomik ve karbon salınımı çok yüksek ülkelerin, doğrudan salınımlarını azaltmak yerine, başka ülkelerle, ki bunlar çizilen çerçeveye gore karbon salınımı düşük olan gelişmekte olan ülkeler, karbon salınımını azaltmaya dönük işler yapmaları. Genel olarak, küresel ısınma politikaları ile gelişmiş ülkeler için gelişmekte olan ülkelerde yeni iş alanları ve pazarlar açıyor. Bu yöntemler, hem etik olmadıkları hem de yetersiz kaldıkları için ağır olarak eleştiriliyorlar. Annie Leonard “The Story of Cap and Trade” isimli belgeselinde karbon ticaretini, ana kirleticilere haksız kazanç sağladığı, karbon dengelenmesi adı altında emisyonların gerçek anlamda azaltılmayıp, sahtekarlık yapıldığı, dikkati gerçek çözümlerin araştırılmasından uzaklaştırdığı için tenkit ediyor. Wikileaks belgeleri ile gelişmiş ülkelerin, gelişmekte olan ülke hükümetlerine seslerini çıkarmamaları için rüşvet verdiği kanıtlandı. Geçtiğimiz Aralık ayında Kankun’da yapılan iklim değişikliği zirvesinden sonra yaygınlaşan “Iklim Kapitalizmi” deyimi bu gelişmelerin sonucu.

Birleşmiş Milletler’e alternatif olarak, Nisan ayında Bolivya’nın Cochabamba kentinde sosyal hareketlerin katıldığı, İklim Değişikliği ve Doğa Ana’nın Hakları Konferans’ı düzenlendi. Hükümetlerin değil, halkların zirvesinde alınan kararlar şunlar:

  • · 2017’ye kadar sera gaz salınımlarıın %50 azaltılması.
  • · Küresel ısınmanın 1°C sabitlenmesi.
  • · Gelişmiş ülkelerin iklim borçlarını kabul etmelerinin sağlanması.
  • · İnsan haklarına ve yerel halkların doğuştan gelen haklarına saygı gösterilmesi.
  • · Doğa ile uyumu garanti etmek için Doğa Ana’nın evrensel haklarının beyan edilmesi.
  • · Karbon pazarını ve REDD (Reducing Emissions from Deforestation in Developing Countries) vasıtasıyla doğanın ve ormanların ticarileştirilmesini red edilmesi.
  • · Uluslararası İklim Adaleti Mahkemesinin kurulması.
  • · Gelişmiş ülkelerin tüketim alışkanlıklarını değiştirecek önlemlerin alınması.
  • · İklim değişikliğini azaltacak teknolojilerin kullanım haklarının dünyaya mal edilmesi.
  • · Gelişmiş ülkelerin her yıl GSMH’nın %6’sını iklim değişikliği çalışmalarına ayırmaları.

Ülke hükümetleri ile küresel finans kuruluşları arasında götürülen iklim değişikliği çalışmalarının sadece ekonomik ve politik kıstaslarla yürütülemeyeceği, iklim adaletini temin etmek için evrensel insan hakları ile yerel halkların haklarının da bu çalışmalara dahil edilmesi gerektiği anlaşılıyor. Sosyal hareketler ve halklar bunu elde etmek için mücadeleye devam edecekler.