6 Kasım 2010 Cumartesi

HÜKÜMET KİMİN YANINDA? Şirketlerin mi? Köylüsünün mü?


Yayın Detayları:Cumhuriyet, SürdürülebilirYaşamEki, 30 Ekim 2010

Ankara Mamak, İstanbul Maden Dere İçi ve Armutlu mahalleleri, Bursa Erikli, Mersin Akkuyu, Bursa Mustafakemalpaşa, Sinop Gerze, Tekirdağ Saray, Foça Aliağa, Çanakkale, Bartın, Yalova, Bergama, Kozak, Niğde Ulukışla, Munzur, Edirne Uzun Köprü, Rize Fındıklı, Pazar, Hemşin; Artvin Ardanuç, Borçka, Şavşat; Giresun, Trabzon Tonya, Amasya, Tokat, Hasankeyf, Allianoi, Kastamonu Loç, Düzce Aksu, Muğla Saklıkent, Antalya Alakır, Eskişehir Gürleyik, Malatya Darende. Türkiye haritası üzerinde, doğudan batıya, güneyden kuzeye dağılan bütün bu yurt köşelerinin ortak noktası nedir? Yerli halkın verdiği örgütlü mücadele.

15-17 Ekim tarihlerinde, bu yurt köşelerinde suyuna, toprağına, ormanına, emeğine, yaşamına sahip çıkıp savunan 89 çevre platformu, sivil toplum kuruluşu, sendikalar ve siyasi partiler İstanbul’da buluştu. Hidroelektrik santral (HES) projelerine, nükleer santrallere, termik santrallere, maden şirketlerine, Genetiği Değiştirilmiş Organizmalara (GDO), yer altı sularının ticarileştirilmesine, su havzalarına dönük müdahalelere karşı mücadele eden ve kentlerde su hakkını elde etmek için çalışanlar deneyimlerini paylaştı. Anlatılanlar “Kapitalizm gölgesini satamadığı ağacı keser” sözünü doğrular nitelikteydi.

Mücadelelerin pek çok ortak noktası vardı. Bunlar:

¨ Son yıllarda yapılan yasal düzenlemelerin yarattığı sorunlar,

¨ Yargı kararlarının uygulanmaması,

¨ Kamu yöneticileri ve şirketler tarafından oldu bittiye getirilmeye çalışılan ÇED (Çevresel Etki Değerlendirmesi) toplantıları,

¨ Muhtarların ve toplumdaki kanaat liderlerinin, şirketler tarafından satın alınması,

¨ Köylülerin jandarma ve güvenlik güçlerinden terörist muamelesi görmesi, dövülmeleri, biber gazına maruz kalmaları,

¨ Yerli halkın su kaynaklarının ve yaşam alanlarının şirketler tarafından vahşice talan edilmesi,

¨ Zorunlu kamulaştırmalar,

¨ Su kaynaklarının kirletilmesi,

¨ Şehirlerdeki yoksul kesimin suya erişiminde hakkaniyet ilkesinin hiçe sayılması,

¨ DSİ’nin fonksiyonunu yitirmesi, hizmet anlayışını kaybedip ticari kimlik kazanması,

¨ Belediyelerin suyu ticari bir mal görmesi, kar odaklı fiyatlandırması,

¨ HES yapımıyla su altında kalacak verimli tarım arazileri, yok olacak endemik türler, tarihi ve kültürel miras,

¨ İlkel madencilik uygulamalarıyla zehirlenen toprak, yerüstü ve yer altı suları, bunlardan kaynaklı içme suyu zehirlenmeleri,

¨ Kesilen binlerce ağaç

¨ Yitirilen doğal, tarihi, kültürel miras…

Anlatılanlardan birkaç örnek:

Kore Savaşından 60 yıl sonra Güney Kore, Kore Şehitlerimizi hatırlayarak Sinop’ta “Karadeniz Kore Kültür Festivali” düzenledi. Güney Kore’nin bu ani yoğun ilgisinin Sinop’ta almayı düşündüğü nükleer santral ihalesi ile doğrudan bağlantısı olduğu aşikar.

Bursa’da 1040 mermer ocağı var. 2000 tane ocak ruhsat almayı bekliyor. Yeni Maden Yasası ile mermer ocağı işletme ruhsatı alabilmek için ÇED zorunluluğu ortadan kalktı. Bu nedenle ocak sayılarında patlama yaşanıyor. Bursa’nın bir köyünde 7 adet mermer ocağı var. Çıkardıkları hafriyatı köylülerin bahçe ve tarlalarına yığıyorlar, tozdan meyveler yenmiyor, ağır vasıtalar ile köy yollarını ve dere geçişlerini bozuyorlar. Köylü şikayet ettiğinde, köye geliyorlar şikayet sahibi ile görüşmeden, şirket ile görüşüp gidiyorlar. Aynı köyde katı atık yakma tesisi kurulmak isteniyor. ÇED toplantısına tüm köy katılmak istedi. Bunu engellemek için küçük bir yer seçtiler. Köylü kabul etmedi, toplantıyı yaptırmadı. İkinci ÇED toplantısına jandarmalar ile geldiler. Köylü “Biz terörist miyiz? Niye jandarmalar ile geldiniz?” diyerek tepki gösterdi.

Foça’da 5 termik santral, yeni fabrika ve haddehaneler kurulması, olanların kapasitelerinin artırılması planlanıyor. Bilim adamları bölgenin hava durum tespit araştırmasını yaptı. Araştırma sonuçlarının açıklandığı toplantıya vatandaşlar davet edilmedi, zorla girdiler, hava kirlilik oranının yüksek olduğunu ve o bölgeye yeni tesis yapılmaması, var olanların kapasitelerinin artırılmaması gerektiğini öğrendiler.

Bir şirket, Sinop’ta üç termik santral için lisans aldı ve öğrencilere top, çanta, evlere koli, çikolata dağıtmaya başladı. Halk, dağıtılan paketleri iade etti. ÇED’den önce şirketin lisans aldığı ortaya çıktı. ÇED yapılıp, yerli halkın onayı alınmadan, devletin üretim lisansı vermesi işleyişin çarpıklığının bir kanıtı. Daha sonra ÇED toplantısı kapalı spor salonunda yapıldı. Güvenlik güçleri burada biber gazı kullandı, halk dışarı çıkmak zorunda kaldı ve ÇED yapılmadı. Fakat ÇED Genel Müdürlüğü ÇED raporunu verdi.

Çanakkale’de termik santral için kamulaştırma kararı çıkmadan, yüzlerce zeytin ağacı söküldü. ÇED toplantısına, dışarıdan termik santral kurmak isteyen şirketin çalışanları getirildi.

Bartın’da termik santral kurmak isteyen şirket muhtarlara yemekler düzenledi, okullara, spor kulüplerine para yardımları yaptı. Oysa Bartın’ın 30 yıllık kalkınma planında turizm var, ağır sanayi yok.

Uşak’ta köylüler altın madeninde kullanılan siyanürün içme suyuna karışmasından dolayı zehirlendiler. Olay örtbas edildi.

Niğde’de sulama göleti yapacağız vaadiyle köylülerin toprakları kamulaştırıldı. Göleti yaptılar fakat hizmeti vermediler. Kamulaşan araziyi satışa çıkardılar. Köylü karşı çıktı ve destek için kaymakam, vali, il meclis üyeleri ve milletvekillerine gittiler. Sonuç alamayınca kendileri örgütlendiler. Gölet arazisini satın alan kişiyi araziye sokmuyorlar.

Paylaşılan bütün bu deneyimler gösteriyor ki Türkiye’de bir “akıl tutulması” yaşanıyor. Devlet, halkının, köylüsünün yanında değil, kısa süreli kar amacıyla hareket eden, “Kullan, Tüket, Kirlet, Terk et” çizgisindeki şirketlerin ve sermayenin yanında. Kamu yararı hiçe sayılıyor. Forumda bir araya gelen yaşam savunucularının ortak ifadeleri ise şu oldu; “Mücadele edenler her zaman kazanmazlar. Fakat kazananlar mücadele edenlerdir”, “Biz; haklıyız meşruyuz kazanacağız.”