27 Kasım 2010 Cumartesi

BIONEERS: Olağanüstü İşler Yapmak İçin Mükemmel Bir İnsan Olmak Gerekmiyor

Yayın Detayları: Cumhuriyet, Sürdürülebilir Yaşam Eki, 27 Kasım 2010

Bioneers, insanlığın ve dünyanın karşıkarşıya olduğu sorunlara yaratıcı ve çarpıcı çözümler bulan girişimcileri tanıtan konferanslar düzenliyor. 21 yıldır Amerika’da düzenlenen bu konferanslar, Kasım ayında okyanus ötesine taşındı ve ilk defa Avrupa’da yapıldı. Bu konferansa Findhorn Ekoköyü evsahipliği yaptı. Bu sıradışı konferansın düzenlendiği Findhorn Ekoköyü’de sıradışı bir yer. 49 yıl önce ruhani bir topluluk olmak üzere biraraya gelen kişiler, doğa ile uyumlu bir yaşam tarzı benimseme kararı ile Findhorn Ekoköyünü oluşturdular. Zaman içinde Findhorn Vakfı’nı, Findhorn Yayınlarını, eğitim çalışmalarını yürüten Findhorn Üniversitesi’ni kurdular. Global Ekoköy Ağı’na bağlı olan Findhorn yenilikçi eğitimleri ve deneyimli eğitmenleri ile alanında tanınıyor.

Bioneers 1990’da Kenny Ausubel ve Nina Simons tarafından kuruldu. Kenny ve Nina’nın yarattığı bu sözcük, doğan yeni bir kültürü temsil ediyor. Bioneers, hayatın çok farklı alanlarından gelen, doğal sistemlerin nasıl çalıştığını anlamak için yaşayan sistemleri derinlemesine inceleyen ve doğal işletim sistemlerini, yaşamsal ağlara zarar vermeden insanlığa hizmet edebilmek için taklit ederek kullanan sosyal ve bilimsel mucidler olarak tanımlanıyor. Bağlantı kurma, karşılıklı alışveriş ve dayanışma amacıyla çok farklı kişi ve projeleri biraraya getiren Bioneers konferansları, bölgesel, ulusal ve uluslararsı düzeyde

stratejik ağları birleştirerek sosyal sermayenin gelişmesine katkı sağlıyor.

Konferans hem katılımcıların zengin katkıları hem beyin fırtınaları, uygulamalı atölyeler, Açık Alan toplantısı, programın parçası olan oyunlar, şiir ve müzik gösterileri, şarkı ve danslar ile alışılmışın ötesinde yenilikçi, üretken ve verimli geçti.

Konferansta en sık kullanılan ifadelerden biri, “Öykü anlatmak” oldu. Çünkü öykü anlatmak, sunum yapmaktan daha samimi, keyifli ve kapsamlı bir eylemi ifade ediyor. Bioneers konferanslarının amaçlarından biri iyi öyküleri paylaşmak ki bunlar umudu beslesin, başkalarını yüreklendirsin ve kendimizi yeniden değerlendirmemizi sağlasın.

Tarihi Kaledonya ormanları bir zamanlar İskoçya’da çok geniş alanlara yayılmışken bugün toputopu %1’lik bir alana sıkışmış durumda. Ormanın %99’luk bölümü acımasız ve düşüncesiz ağaç kesimleri sonucu, bitki örtüsü, yaban hayatı ve ekolojisi ile birlikte yok olmuş. Eğer Alan Watson Featherstone 20 sene önce ortaya çıkıp Kaledonya ormanlarını yaşatacağım demese belki bugün orman tümüyle yok olacaktı. 1989 yılında Trees for Life vakfını kuran Alan Watson Featherstone günümüze kadar gönüllüler ve destekçilerin yardımıyla 800,000 ağaçın dikilmesini sağladı. Yürütülen projeler ile biyoçeşitliliğin geri kazanılmasına çalışılıyor. Ülkemizin yaban ormanlarının kıymetini anlamak için, kaybedilenin yeniden kazanılmasının ne kadar meşakkatli, uzun ve masraflı bir iş olduğu Alan Watson Featherstone’dan öğrenilebilir. Alan Watson’un öyküsü, Yuvarlakçay’daki ağaçları korumak için seferber olan köylüleri ve ormanları ticari kar hırsından korumak için mücadele veren daha nicelerini hatırlattı ve onlara destek olmak için seferber olunması gerektiğini düşündürttü.

Kendisi öncü bir çevreci, yazar, meditasyon ve Tai-Chi eğitmeni, 60larda başlayan çevre hareketini başlatanlardan, Friends of Earth çevreci kuruluşun kurucu üyesi, emekli profesör ve Beyaz Saray’ın ilk ekolojist danışmanlarından. John P. Milton öyküsünde, Amerikan Kızılderililerinin gizemli ritüeli “vision quest”i ve insanlar üzerindeki inanılmaz etkisini anlattı. Bu ritüel, insan hayatında bir dönüm noktası. Her insanın dünyaya bir amaç için geldiğine inanan Kızılderililer, bunu öğrenmek için doğaya tek başına çıkıyorlar. Yanlarına hiçbir şey almadan, genelde oruç tutarak yaşıyorlar. Ritüel kişiye bir hayvan kılığına bürünmüş ruhun seslenmesi ile son buluyor ve gördüğü imge, duyduğu ses kişiye hayat amacını hakkında ipucu veriyor.

Toplantının en etkileyici karakterlerinden biri Budist rahip Pracha Hutanuwatr idi. Kendisini geleneksel Asya kültürüyle yetişmiş, yeşil, ruhani, anarşist, sosyalist, şiddet karşıtı olarak tanımladı. Pracha, ekonomik gelişime, modernliğe, toplumlara hükmeden canavarları yetiştiren modern eğitime inanmıyor. Üç kavramın gözden geçirilmesi gerekiğini söylüyor: gelişim/kalkınma, bilgi, mutluluk. Gelişim/kalkınma sömürü sistemine ait bir olgu. Bu nedenle yeniden tanımlanması gerekiyor. Gerçek bilginin kütüphanede olmadığını, kollektif olarak toplumlar tarafından yaratıldığını iddia ediyor. Pracha’ya göre tüketim kültürünün şartlandırdığı “daha çoğa sahip olursam daha mutlu olurum” inanışı yanlış. Yerli halkların Batılıların söylediği gibi gelişmemiş oldukları doğru değil. Çünkü yerli halkların gelişmeleri gerekmiyor. Onlar bu haliyle gelişmişler. Ayrıca ekonomik durgunluk, siyasi dengesizlik gibi olumsuz algılanan durumların iyi olduğuna inanıyor.

Başlattığı kampanya ile dünyanın en fakir 42 ülkesinin $100 milyon borcunu sildiren, 2009 yılında Ekolojist Magazin tarafından yılın vizyoneri seçilen, Advocacy International’dan Ann Pettifor, anlattığı öykü ile finans sistemine bakışımızı değiştirdi. Endüstri, işçi ve sendikalar ile yeşil hareketin, ekonomik sektörü değiştirmek için ortak hareket etmesi gerektiğini vurguladı. Bankaları kontrol altına almamız gerektiğini söyleyen Ann Pettifor’e göre bunu daha az kredi kullanarak yapabiliriz. Kredi kullanmanın CO2 salınımlarını artırdığının altını çizdi. Yani daha az kredi kullanarak dolayısıyla daha az harcayarak küresel ısınmayı yavaşlatabiliriz.

Konferansa katılan Transition Town (Dönüşüm Şehirleri) hareketinin mucidi Rob Hopkins, küresel ısınma ve tükenen fosil yakıtların yaratacağı karışıklıklara ve zorluklara hazırlanmak için yapılabilecekleri özetledi. 2006 yılında başlayan Transition Town hareketına 600 civarında yerleşke ve grup katılmış durumda. İnsan ve değişim odaklı hareketin temelindeki modeli anlatan Rob Hopkins, sosyal girişimciliğin önemini vurguladı ve Transition hareketini sosyal girişimcilik okulu olarak tanımladı.

Bioneers konferasını dönüşüm ve değişimi nasıl başarabiliriz sorusunu tetikledi. Konferansın en çarpıcı ifadeleri, “Kendi finansal ve ekolojik borçlarımızı çocuklarımıza bırakamayız” “Olağanüstü işler yapmak için mükemmel olmamız gerekmiyor”, “Hayal kurmalı ve hayallerimizin peşinden gitmeliyiz”, “Birlikte, her beraber” oldu.

Bioneers konferansı, benzer konferas Türkiye’de düzenlense nasıl oldurdu sorusunu akla getirdi. Türkiye’de gizli kalmış kimbilir nice öncü kişi ve kuruluşları tanıma, olağanüstü öykülerini dinleme imkanı olurdu. Bu mücadele eden, emek verenlere güç verir, gelecek nesillere ilham olurdu.

6 Kasım 2010 Cumartesi

HÜKÜMET KİMİN YANINDA? Şirketlerin mi? Köylüsünün mü?


Yayın Detayları:Cumhuriyet, SürdürülebilirYaşamEki, 30 Ekim 2010

Ankara Mamak, İstanbul Maden Dere İçi ve Armutlu mahalleleri, Bursa Erikli, Mersin Akkuyu, Bursa Mustafakemalpaşa, Sinop Gerze, Tekirdağ Saray, Foça Aliağa, Çanakkale, Bartın, Yalova, Bergama, Kozak, Niğde Ulukışla, Munzur, Edirne Uzun Köprü, Rize Fındıklı, Pazar, Hemşin; Artvin Ardanuç, Borçka, Şavşat; Giresun, Trabzon Tonya, Amasya, Tokat, Hasankeyf, Allianoi, Kastamonu Loç, Düzce Aksu, Muğla Saklıkent, Antalya Alakır, Eskişehir Gürleyik, Malatya Darende. Türkiye haritası üzerinde, doğudan batıya, güneyden kuzeye dağılan bütün bu yurt köşelerinin ortak noktası nedir? Yerli halkın verdiği örgütlü mücadele.

15-17 Ekim tarihlerinde, bu yurt köşelerinde suyuna, toprağına, ormanına, emeğine, yaşamına sahip çıkıp savunan 89 çevre platformu, sivil toplum kuruluşu, sendikalar ve siyasi partiler İstanbul’da buluştu. Hidroelektrik santral (HES) projelerine, nükleer santrallere, termik santrallere, maden şirketlerine, Genetiği Değiştirilmiş Organizmalara (GDO), yer altı sularının ticarileştirilmesine, su havzalarına dönük müdahalelere karşı mücadele eden ve kentlerde su hakkını elde etmek için çalışanlar deneyimlerini paylaştı. Anlatılanlar “Kapitalizm gölgesini satamadığı ağacı keser” sözünü doğrular nitelikteydi.

Mücadelelerin pek çok ortak noktası vardı. Bunlar:

¨ Son yıllarda yapılan yasal düzenlemelerin yarattığı sorunlar,

¨ Yargı kararlarının uygulanmaması,

¨ Kamu yöneticileri ve şirketler tarafından oldu bittiye getirilmeye çalışılan ÇED (Çevresel Etki Değerlendirmesi) toplantıları,

¨ Muhtarların ve toplumdaki kanaat liderlerinin, şirketler tarafından satın alınması,

¨ Köylülerin jandarma ve güvenlik güçlerinden terörist muamelesi görmesi, dövülmeleri, biber gazına maruz kalmaları,

¨ Yerli halkın su kaynaklarının ve yaşam alanlarının şirketler tarafından vahşice talan edilmesi,

¨ Zorunlu kamulaştırmalar,

¨ Su kaynaklarının kirletilmesi,

¨ Şehirlerdeki yoksul kesimin suya erişiminde hakkaniyet ilkesinin hiçe sayılması,

¨ DSİ’nin fonksiyonunu yitirmesi, hizmet anlayışını kaybedip ticari kimlik kazanması,

¨ Belediyelerin suyu ticari bir mal görmesi, kar odaklı fiyatlandırması,

¨ HES yapımıyla su altında kalacak verimli tarım arazileri, yok olacak endemik türler, tarihi ve kültürel miras,

¨ İlkel madencilik uygulamalarıyla zehirlenen toprak, yerüstü ve yer altı suları, bunlardan kaynaklı içme suyu zehirlenmeleri,

¨ Kesilen binlerce ağaç

¨ Yitirilen doğal, tarihi, kültürel miras…

Anlatılanlardan birkaç örnek:

Kore Savaşından 60 yıl sonra Güney Kore, Kore Şehitlerimizi hatırlayarak Sinop’ta “Karadeniz Kore Kültür Festivali” düzenledi. Güney Kore’nin bu ani yoğun ilgisinin Sinop’ta almayı düşündüğü nükleer santral ihalesi ile doğrudan bağlantısı olduğu aşikar.

Bursa’da 1040 mermer ocağı var. 2000 tane ocak ruhsat almayı bekliyor. Yeni Maden Yasası ile mermer ocağı işletme ruhsatı alabilmek için ÇED zorunluluğu ortadan kalktı. Bu nedenle ocak sayılarında patlama yaşanıyor. Bursa’nın bir köyünde 7 adet mermer ocağı var. Çıkardıkları hafriyatı köylülerin bahçe ve tarlalarına yığıyorlar, tozdan meyveler yenmiyor, ağır vasıtalar ile köy yollarını ve dere geçişlerini bozuyorlar. Köylü şikayet ettiğinde, köye geliyorlar şikayet sahibi ile görüşmeden, şirket ile görüşüp gidiyorlar. Aynı köyde katı atık yakma tesisi kurulmak isteniyor. ÇED toplantısına tüm köy katılmak istedi. Bunu engellemek için küçük bir yer seçtiler. Köylü kabul etmedi, toplantıyı yaptırmadı. İkinci ÇED toplantısına jandarmalar ile geldiler. Köylü “Biz terörist miyiz? Niye jandarmalar ile geldiniz?” diyerek tepki gösterdi.

Foça’da 5 termik santral, yeni fabrika ve haddehaneler kurulması, olanların kapasitelerinin artırılması planlanıyor. Bilim adamları bölgenin hava durum tespit araştırmasını yaptı. Araştırma sonuçlarının açıklandığı toplantıya vatandaşlar davet edilmedi, zorla girdiler, hava kirlilik oranının yüksek olduğunu ve o bölgeye yeni tesis yapılmaması, var olanların kapasitelerinin artırılmaması gerektiğini öğrendiler.

Bir şirket, Sinop’ta üç termik santral için lisans aldı ve öğrencilere top, çanta, evlere koli, çikolata dağıtmaya başladı. Halk, dağıtılan paketleri iade etti. ÇED’den önce şirketin lisans aldığı ortaya çıktı. ÇED yapılıp, yerli halkın onayı alınmadan, devletin üretim lisansı vermesi işleyişin çarpıklığının bir kanıtı. Daha sonra ÇED toplantısı kapalı spor salonunda yapıldı. Güvenlik güçleri burada biber gazı kullandı, halk dışarı çıkmak zorunda kaldı ve ÇED yapılmadı. Fakat ÇED Genel Müdürlüğü ÇED raporunu verdi.

Çanakkale’de termik santral için kamulaştırma kararı çıkmadan, yüzlerce zeytin ağacı söküldü. ÇED toplantısına, dışarıdan termik santral kurmak isteyen şirketin çalışanları getirildi.

Bartın’da termik santral kurmak isteyen şirket muhtarlara yemekler düzenledi, okullara, spor kulüplerine para yardımları yaptı. Oysa Bartın’ın 30 yıllık kalkınma planında turizm var, ağır sanayi yok.

Uşak’ta köylüler altın madeninde kullanılan siyanürün içme suyuna karışmasından dolayı zehirlendiler. Olay örtbas edildi.

Niğde’de sulama göleti yapacağız vaadiyle köylülerin toprakları kamulaştırıldı. Göleti yaptılar fakat hizmeti vermediler. Kamulaşan araziyi satışa çıkardılar. Köylü karşı çıktı ve destek için kaymakam, vali, il meclis üyeleri ve milletvekillerine gittiler. Sonuç alamayınca kendileri örgütlendiler. Gölet arazisini satın alan kişiyi araziye sokmuyorlar.

Paylaşılan bütün bu deneyimler gösteriyor ki Türkiye’de bir “akıl tutulması” yaşanıyor. Devlet, halkının, köylüsünün yanında değil, kısa süreli kar amacıyla hareket eden, “Kullan, Tüket, Kirlet, Terk et” çizgisindeki şirketlerin ve sermayenin yanında. Kamu yararı hiçe sayılıyor. Forumda bir araya gelen yaşam savunucularının ortak ifadeleri ise şu oldu; “Mücadele edenler her zaman kazanmazlar. Fakat kazananlar mücadele edenlerdir”, “Biz; haklıyız meşruyuz kazanacağız.”