30 Eylül 2010 Perşembe

Bilim Yeniden Tasarlanmalı

Yayın Detayları:Cumhuriyet,SürdürülebilirYaşamEki, 28Eylül 2010
Permakültür uzmanı ve sosyal ekolojist Agustine Sepulveda daha iyi bir dünya için önerilerini sıraladı

Şilili akademisyen, permakültür uzmanı ve sosyal

ekolojist Agustin Sepulveda Ağustos ayında

Türkiye’de permakültür eğitimleri verdi,

permakültür, ekoköyler ve sosyal ekoloji konularında konuşmalar yaptı.

Murray Bookchin’in öğrencisi olan

Sepulveda, Şili’de Sosyal Ekoloji Enstitüsü girişiminde ve “Change The World”

isimli STK’da çalışıyor. Burada dile getirdiği görüşleri

“Change The World”u temsil etmiyor.

Sosyal ekolojiyi nasıl tanımlarsınız?

Sosyal ekoloji toplum ve doğa arasındaki ilişkilerin analizinden doğdu ve felsefesinin başlangıcı Amerika’da 1950’lerde Murray Bookchin’in yaptığı çalışmalar ve önerilerdir. Murray Bookchin neredeyse dünyadaki tüm ekolojik problemlerin, derinleşip yerleşen sosyal problemlerden doğduğu fikrini ileri sürdü. Bunu, Murray’in sözcükleriyle ifade edersek, günümüz ekolojik sorunları, toplumsal sorunlarla kararlılık içinde ilgilenilmedikçe anlaşılamazlar.

Bir sosyal ekolojiste göre, doğaya hükmetmenin kökeninde insanlar arasındaki hükmetme ve hiyerarşi eğilimi yatar. Toplum doğa ilişkisi, kapitalizm ve pazar ilişkilerine dayalı modern ekonomik sistemde kriz boyutuna ulaşır.

Global ekonomik kriz, seller ve diğer doğal felaketler, sağlıksız yaşam tarzı, muazzam tüketim iştahı vs. Sistem krizde gibi görünüyor. Bu sistemi düzeltebilir miyiz? Veya çökmesini bekleyip sonra yeni bir sistem mi kurmalıyız? Yeni sistem kurmak için yeterli bilgi ve deneyime sahip miyiz?

Sosyal ekolojist açısından uzun süredir krizde olduğumuz aşikar ve biz birşeyler yapabiliriz. Bizim, sisteme karşı savaşmak değil fakat yeni bir sistem kurmak için ortaya çıkan teori ve vizyonlar ile bugün dünyada yükselen sosyal hareketlerle uzun süredir edindiğimiz zengin deneyimimiz var.

Kommünalizmin politik fikirleri bu doğrultuda. Kommünalizm, yerel doğal ortamlarıyla güzel ilişkiler kuran küçük organik topluluklarla bunu somutlaştırdı. Dünyanın farklı yerlerindeki bu topluluklar kendi ürün ve hizmetlerini kendileri üretiyorlar ve ekolojik ekonomi, ekolojik restorasyon, ekoköy tasarımı ve kurulumu, permakültür, dönüşen kasabalar, yeni karar verme ve katılımcı yöntemler, eğitim yöntemleri ve hatta kendi deneyim ve sosyal edinimleriyle uyumlu yeni ruhani ilişkiler ile birlikte yeni ekonomik ilişkiler yaratıyorlar.

Global ekonomik krizin doğmasında bilim ve yüksek teknolojinin rol oynadığını düşünüyor musunuz?

Bilim ve teknoloji toplumdan ve toplumun ihtiyaçlarından uzaklaşıp hükmetmek için bir araç olmaya başladığından beri bu sorunun bir parçası. Aynı şekilde devlet adamları toplum liderleri arasından çıkarlar, krallara ve temsilcilere dönüşürler ve yerel toplumlarla bağlarını koparırlar. İnsanbilimci P. Clastres’in söylediği gibi topluluklara hizmet eden liderlerden liderlere hizmet eden topluluklara dönüşülür.

Eğer “intelligentsia” dediğimiz biliminsanları, teknokratlar, aydınlar ve analiz yapıp karar veren kurumlar, bürokrasi ve şirketlerin hizmetinde olursa, bir otorite düzeni kurarlar. Dikkat edin otoriteyi sürdüren bilgi değil, bilim ve devlet adamları arasında kurulan ilişkilerdir.

Şahsen buğday, pirinç, mısır, amaranths, quinoa, fasulye, domates gibi kendi yedikleri gıdaları üreten yerel toplulukların, bunu bilimsel yaptıklarını düşünüyorum. Bugün teknolojinin kullandığı bilim ile değil fakat bilimsel yapıyorlar. Bu bağlamda bilimin yeniden keşfedilmesi ve tasarlanması gerekiyor.Ayrıca, farklı bir dünya yaratmak için çok zengin deneyime, tekniklere ve bilgiye sahip olduğumuzu düşünüyorum. Bunu kolayca yapmak için hazırlanıyoruz. Sorun politik.

Daha iyi bir dünya için bilim nasıl olmalı? Üniversiteler nasıl olmalı? Ve tabii devlet düzeni nasıl olmalı?

Bilim insanların elinde yerel sorunları çözmeli, yerel toplumlara hizmet etmek için teknoloji kullanan yerel üniversiteler olmalı, tüm diğer toplumlarla karşılıklı kalıcı ilişkiler kurulmalı ve belki toplum ve üniversite federasyonları oluşturulmalı. Bu federasyondan bahseden Bookchin’in fikirleri bu açıdan çok ilginçtir.

Yeni bilgi teknolojileri, yerel yaratıcılık ve bilimin yardımıyla, sahip olduğumuz doğal insani yetenekleri kullanarak, çok ilginç, katılımcı ve ilham veren bir dünya kurmayı başarabiliriz. Bir sanat eseri gibi, yeni bir güzellik anlayışı ile toplumu sosyal olarak yaratabiliriz.

Aynı zamanda üniversite ve enstitüleri yeni bir bakış açısıyla kullanmalıyız. Öyle ki yeni bir semiyotik ve ontoloji kurulsun, yükselen sosyal uygulamalar ile uyumlu yeni bir fenomolojiye teorik ve pratik bir temel sağlansın.

“Change The World” hakkında bize bilgi verir misiniz? Niçin kuruldu? Kimler tarafından? Vizyonu nadir? Hangi projeler üzerinde çalışıyorsunuz?

“Change The World” (Dünyayı Değiştirelim) bir Sivil Toplum Kuruluşu. Bu yüzyılın başında, Norveç’te yaşayn bazı arkardaşlarım tarafından kuruldu. Organize olur olmaz beni davet ettiler. Az kişiyiz ama farklı kıtalarda yüksek sayıda insana ulaşıyoruz. Yerel toplumlarda permakültür eğitimi veren ve uygulamaları onlara devreden uluslararası eğitimci grubu olarak başladık. Şimdi permakültür, ekoköy ve dönüşüm kasabaları konularında geniş deneyimimiz ve dünyanın farklı yerlerinde projelerimizle uygulamalarımız var. Norveç, Kolombiya ve Şili’de temsilciliklerimiz bulunuyor. Şu anda Orta ve Doğu Avrupa’da, Güney, Orta ve Kuzey Amerika’da, Afrika’da yaşayan insanlarla bağlantıdayız. Bu yıl bazı çalışmalar ile Türkiye’de bir ilişki başlattık. Permakültürün, eski bir uygulamanın yeni bir adı olduğuna inanıyoruz. Ekolojik tasarım ilkelerine yeni bir tane ekliyoruz: Eğer neşeliyse, sürdürülebilir.

Senegal, Güney Amerika ve şimdi Türkiye’de yüzyıllardır ekolojik yaşayan yerel toplumlarla ilişki kurduk. Saygı ve tevazu ile onlardan öğrenmeliyiz ve onları kalkınma peri masalından uzak tutmaya çalışmalıyız.

Amacımız sosyal hareketlerde bağlantıda olmak, özerk ve kendine güvenli topluluklardan oluşan, barışcıl ve sevgi dolu yeni bir dünyanın yaratılması doğrultusunda sosyal süreçler ve yeni fikirlerin geliştirilmesine katkı sağlamak..

Eğer şimdi dünyayı değişirmek istesek nereden başlamalıyız?

Bireysel olarak farklı göz ve bakış açısıyla bakmaya başlamalıyız. Gerçekten bir değişime maruz kaldığımızda direniriz, fakat bu içsel olarak halledebileceğimiz bir eğilim. Aklımızı tehlikesizce yeni yöntemler görmek ve denemek için açabiliriz, tıpkı çılgınlar gibi atlamak yerine şiir edebiyatındaki yaratılışta olduğu gibi atlamak gibi.

Örneğin; farklı bir şekilde sıçmalıyız. Eğer kuru tuvalet veya kuru compost tuvalet kullanırsak, hem suya hem de gübreye olan bağımlılığımızı kopartırız. Eğer biz bir bağımlılığımızı nasıl kıracağımızı öğrenirsek, bizi tutan tüm bağımlılıklarımızı nasıl kıracağımız öğrenmiş oluruz.

Bir sosyal süreç olarak, teknik ve teknolojileri, bilim, bilgi, kurumları, inançları, ürünleri değiştirmekten başlayan çok güzel bir yolumuz olduğunu düşünüyorum. Herşey insanların yararı ve mutluluğu için. Bu çok büyük fakat ilginç bir iddia ve önümüzdeki bu maceralı uğraşa herkes davetli. “Change the World”a sizi bekliyoruz.