5 Ağustos 2010 Perşembe

Nükleere Karşı Yürüyorum...

Yayın Detayları: Editör Emet Değirmenci, "Kadınlar Ekolojik Dönüşümde...", Yeni İnsan Yayınevi, Haziran 2010.

Evi ile işi arasında gidip gelen, tek başına çocuk yetiştiren bir kadını aktiviste dönüştürüp, sokaklarda aylarca eylem yapmayan iten güç nedir?

Çocuğuna ve gelecek kuşaklara karşı hissettiği sevgi, şefkat duygusu mu?

Daha doğmamış kuşakların yaşam haklarına karşı sorumluluk hissi mi?

Anne ve kadın olmasından kaynaklanan çocuğunu, sevdiklerini ve yaşamı koruma içgüdüsü mü?

Doğa saygısı mı?

Mantığı mı?

Yüreği mi?

2006 yılında Türk hükümeti Türkiye’de nükleer santral kurulması için çalışmaların başlayacağını kamuoyuna açıkladı. Nükleer enerjinin yarattığı sorunları araştırmaya ve gelişmeleri yakından takibe başladım. O günlerde elime geçen “The Ecologist” dergisinde, nükleer enerji santrallarının yarattığı tehlike ve riskleri anlatan bir makale nükleer karşıtı olmama yetti. Nükleer Karşıtı Platform’a katıldım. Moğalların çok beğendiğim “Birşeyler Yapmalı” şarkısının vurgul

adığı gibi birşeyler yapmak gerektiğini

hissediyordum. 2006 yılından 2008 yılı sonuna kadar geçen ve hükümetin Nükleer yasa çıkarmasından, nükleer enerji hakkında kamuoyunu eksik ve yanlış bilgilendiren propagandasına, nükleer santral ihalesine uzanan iki yılı geçen süreçte bireysel protesto eylemimi gerçekleştirdim. “Nükleer Yasaya Karşı Yürüyorum! Nükleere Karşı Yürüyorum! Çünkü Nükleer Öldürür” yazdığım basit bir karton parçası ile İstanbul sokaklarında ve Türkiye’nin farklı şehirlerinde yürüdüm. Amacım sokaklarda yürüyerek halk arasında “Nükleer Yasaya” ve sonuçlarına karşı farkındalık yaratmak; soru işaretleri oluşturmak; insanların duyarsız, ilgisiz kalmamalarını sağlamaktı.

Yürüyerek protesto eylemi, yetiştiriliş tarzıma ve parçası olduğum çevreye, kültüre aykırıydı. Türkiye’de protesto ve eylem sözcükleri insanların kaşlarını kaldırmalarına yetiyor. Bu sözcükler ben de bile polis tarafından sürüklenerek götürülen eylemcileri çağrıştırır. İlk başlarda olumsuz düşünmemekle birlikte aile çevremin, arkadaşlarımın sokaklarda yürüme eylemimi nasıl karşılayacaklarını bilemiyor, tedirginlik duyuyordum. Sokağa çıktığım anda toplumdan nasıl bir tepki göreceğimi de bilmiyordum. Bu tedirginliğimi daha da artırıyordu.

Nükleer enerjiye karşı yürüme eylemim mümkün olduğunca uzun süreli olmalı ve geniş halk kitleleri tarafından farkedilmeliydi. Bir yandan insanları nükleer enerjinin tehlikelerine karşı dikkatlerini çekmek istiyor diğer yandan bilinir olmak istemiyordum. Bir kere sokağa çıkınca pekçok insan tarafından farkedilecek ve ileride hatırlanacaktım. Bu düşünce beni huzursuz ediyordu. Diğer yandan, biliyordum ki ne ile karşılaşırsam karşılaşayım başladıktan sonra vazgeçmemeliydim. Bu eylemde kişisel sınırlarımı zorladım, eylemci yönüm gelişti ve beni inandığım doğruları savunmak için daha cesur, atak yaptı.

Son derece haklı ve doğru bir nedenle yapacağım eylemi nasıl konumlandıracağım ve yapacağım önemliydi. Barışcıl, huzurlu, olumlu, bilgilendirici, dikkat çekici, akılda kalıcı olmalı ve insanlarda nükleer enerji konusunda soru işaretleri oluşturmalıydı. Devletin bir vatandaşı olarak devletin nükleer santral yapma kararına karşı çıkacaktım. Eylemim toplum için bir örnek teşkil edecekti. Bu düşünceler ve karmakarışık duygular içindeydim. Benim için en net olan eylemimin haklı ve doğru gerekçesiydi. “İnsan hayatı, nükleer enerji ve paradan daha değerlidir”.

Nükleer enerji santrallarının ürettiği radyoaktif atıklar binlerce, onbinlerce yıl insanlığı ve tüm canlıları tehdit edecek. Radyoaktif atıkların saklanması ciddi sorunlar yaratıyor. Nükleer santral sahibi hiçbir ülke bunları çözebilmiş değil. 50-60 yıl enerji üreten bir radyoaktif nükleer enerji santralı, ekonomik ömrünü tamamladıktan sonra ne olacak? Her ay gazetelerde nükleer santral kazası haberi çıkıyor. Nükleer enerji, yenilenebilir enerji kaynağı değil. Santral yapımı teknik ve finansal açıdan bizi yurtdışına bağımlı kılacak. Yatırım maliyeti çok yüksek. Söküm maliyetleri tam olarak hesaplanabilmiş değil. Terörist saldırılara hedef olabilir...

Aylar süren eylemimin her safhasında, öncelikle kızım, sonra ailem ve arkadaşlarım hep yanımdaydılar. Bana güç veren, yol gösteren onların desteği oldu.

Daha önce hiç basının karşısına çıkmamıştım. 18 Kasım 2006’da ilk basın açıklamamı yaparak, TORUNLARIMA VE ONLARIN ÇOCUKLARINA NÜKLEERLE KİRLENMİŞ BİR ÜLKE MİRAS BIRAKMAK İSTEMİYORUM! diyerek yürüyüşümü başlattım.

Elimde taşıdığım “Nükleer Öldürür! Nükleere Hayır” yazan kartonumla, İstanbul’da Kadıköy, Maltepe, Kartal, Acıbadem, Kızıltoprak, Fenerbahçe, Üsküdar, Harem, Moda, Caddebostan, Bağdat Caddesi, Göztepe, Beşiktaş, Ortaköy, Eminönü, Karaköy, Taksim, Beyoğlu, Nişantaşı, Teşvikiye, Etiler semtlerinde kilometrelerce yol yürüdüm. “İnsan hayatı nükleer enerjiden daha değerlidir”. Bu evrensel doğru, eylemim sırasında her zaman ve her yerde kabul gördü, desteklendi. Sokakta karşılaştığım insanlar eylemime büyük ilgi ve destek gösterdiler. Arkadaşlarım, tanıdığım, tanımadığım pekçok kişi yürüyüşlerime katıldı.

Halktan bir insan olarak yaptığım bu basit, barışçıl yürüyüş eylemi beni yurtiçi ve yurtdışında nükleer karşıtı insanlarla buluşturdu. Davet edildiğim Ankara, Bursa ve Antalya’da, eylemimi destekleyenlerle birlikte yürüdüm.

Yürüyüşlerimde, Sivil Toplum Kuruluşlarına uğrayıp karşı olma gerekçelerini öğrendim, desteklerini aldım. Bu ziyaretlerimden birinde, Çiftçi Sendikaları Başkanı Abdullah Aysu, santrallerin yaydığı radyoaktivite toprağa ve ota bulaşınca, ottan hayvanlara, hayvanlardan süte, sütten süt ürünleri vasıtasıyla insanlara geçeceği ve böylece gıda zincirine bulaşıp, insanları zehirleyeceği için nükleer santrallere karşı olduğunu açıkladı.

Sanatçılardan destek istedim. Bale sanatçısı Zeynep Tanbay, Türkiye’de ve dünyada nükleer santral yapımına karşı olduğunu söyledi. Ünlü heykeltraş ve mermer işçisi Mehmet Aksoy "Kibele- Doğa ana iyi ve kötü çocuklarını koynunda taşır. Kötü çocuklarını gerekirse kendi elleriyle öldürür" sözleriyle doğaya karşı yürütülen her çabanın boşa olduğunu hatırlattı. Mehmet Aksoy, “ Ne kadar güvenli olduğu iddia edilirse edilsin kaza riski var. Bu çok düşük bir oran bile olsa var. Var olan birşeyi yok saymak hata. Elektrik için bu riski almak ve büyük tehlikeleri göze almak yanlış” sözleriyle nükleer enerjinin yaratacağı riski vurguladı.

Gazete ve dergiler eylemimi anlatan yazılar yayınladı. Ben de yazdım. Nükleer yasanın izlediği süreci takip eden basın açıklamaları yaptım, milletvekillerine, Cumhurbaşkanına mektuplar gönderdim, radyo programlarına katıldım.

Yürüyüş eylemim sırasında ilginç, unutulmaz anılarım oldu.

En anlamlı yaşgünü hediyemi 20 Nisan’da Kadıköy Belediyesi Sağlık Ve Sosyal Dayanışma Vakfı (KASDAV), Feneryolu Gönüllülerine yaptığım konuşmada aldım. “Nükleere Karşı Yürüyüşümü” desteklediler ve teşekkür plaketi verdiler.

Arkadaşım Çiğdem ve 11 yaşındaki oğlu Dersu ile İstiklal Caddesinde "Nükleer Yasaya KARŞI Yürürken”, Dersu bu yürüyüşün verdiği ilhamla bir şarkı yazdı.

"Nükleer Yasa öldürür,
Hayatı söndürür,
Nükleer Yasaya karşı olalım,
Hayatları kurtaralım.
Bu nükleer gazı bu zehirli maddeyi durduralım,
Umutları artıralım.
Doğal enerjiye ulaşalım,
Güneşe, buluta, ağaca bunların hepsine,
Sizin yardımınızla. "

Ayakkabı tamircim Mehmet Usta’ya uğradığım bir gün yaptığım eylemi anlattım. Bu okumamış ama akıllı genç bir adam "Ben de karşıyım. Türkiye'nin üç yanı denizlerle çevrili, neden denizden enerji üretilmiyor? Boğazın akıntısı kullanılarak elektrik üretilmez mi?" diyerek şaşırttı beni. Bunu bu küçücük dükkan içinde tüm gün ayakkabı tamir eden bu adam düşünüyor da neden devlet büyükleri düşünmüyor?

Yürüyüşlerimden birinde kuşları besleyen yaşlı bir bey, elimdeki kartona merakla bakıp "Bu nedir? Neden yürüyorsunuz? " diye sordu. Nükleer yasadan ve Türkiye'de kurulması planlanan 3 nükleer santralden bahsedince "Rusya'da yaşanan kazanın yarattığı hastalıklarla Karadeniz yıllardır boğuşuyor. Hala akıllanmadılar" diyen Mahmut İnal emekli öğretmen, Köy Enstitülerinde eğitim görmüş, eğitim vermiş. "Ben de yanlış bir şey gördüğümde uyarırım insanları. Doğruyu bilip inandığında insanları uyaracaksın " diyerek bana eşlik etti.

Bugüne kadar vatandaş olarak, yasaların hazırlanma ve onaylanma sürecinden habersizdim. Nükleer yasayı takip ederken, tüm süreci öğrendim. Nükleer Yasa, mecliste görüşülmek üzere gelmeden önce üç komisyonda görüşüldü. 17 Ocak 2007’de Çevre Komisyonuna geldi. Timur Daniş ile Galatasaray’da basın açıklaması yaptık ve Enerji Bakanı’nın gazetelere yansıyan “Çünkü nükleer enerji bizim tercihen mecburiyetimiz. Mutlaka yapacağız. Bu memleket bizim ve biz ülkemizin geleceğini hazırlıyoruz. Türkiye’yi çocuklarımız ve torunlarımız için hazırlıyoruz” sözlerini eleştirdik. Sonra Sirkeci'deki İstanbul İl Çevre ve Orman Müdürlüğüne gidip, sade vatandaş olarak Çevre Bakanı ile görüşmek istediğimizi söyledik. Timur Daniş’in kapıdaki görevlinin “Kiminle görüşmek istiyorsunuz?” sorusuna verdiği “Çevre Bakanı” cevabı, “nükleer santral kurulmasın istiyoruz” demesi sempatiyle karşılandı. Şube Müdürü Mehmet Ali AkTürk’e, Çevre Bakanına iletilmek üzere basın açıklamalarımızın bir kopyasını, Çernobil faciasını anlatan kitabı bıraktık.

35 yıldır Türkiye’de tartışılan nükleer enerji santrallarının kurulmasını sağlayacak yasa, bir gün içinde TBMM Çevre Komisyonu’nda görüşüldü ve kabul edildi. Toplantıya katılan Sivil Toplum Kuruluşları yasanın reddini istediler ama bu dikkate alınmadı. Komisyon üyesi AKP milletvekili Cahit Can,

“Nükleer santrallar madem zehirliyor, dünya zehirleniyor, bırakın biraz da biz zehirlenelim” sözleri tepki topladı. 20 Ocak günü, basın açıklaması yapıp Çevre Komisyonunun yasayı detaylı incelemeden, alelacele kabul etmesini eleştirdim. Ayrıca Cahit Can’ın bir milletvekiline yakışmayan sorumsuz, düşüncesiz sözlerinden dolayı kınayarak, bizim için uygun gördüğü bu geleceği reddettim. Milletin vekili olarak kendisinden, kendimiz, çocuklarımız, torunlarımız ve gelecek nesiller için olumlu, güzel, temiz, iyi bir gelecek dilemesini ve bunun için çalışmasını beklediğimi belirttim.


Greenpeace'den Hilal Atıcı’dan " 000358:Anna"yı öğrendim. Anna, Çernobil faciasindan 4 yıl sonra doğmuş, bugün 18 yaşında olan bir genç kız. 4 yaşında beyin tümörü teşhisi konuyor ve o günden beri yatalak. Fotoğraftaki yüzü inanılmaz bir masumiyet ve güzellikte. Nükleer santral ucuz enerji sağlayacak diyenler, maliyet hesabı yaparken, oluşacak kazaların veya radyoaktivite kaçaklarının neden olacağı hastalık ve ölüm maliyetlerini de hesaba katıyorlar mı acaba? Anna ve diğer nükleer kaza mağdurları bu yaşamı hak ediyorlar mı?

2008 yılında, ilk nükleer santralın Mersin, Akkuyu’da kurulması kesinleşince, Çernobil felaketinin olduğu gün Mersin’de ulusal katılımlı miting düzenlendi. Genç bir çiftçinin yaptığı kısa ve samimi konuşma yerel halkın nükleer santrale bakışını çok güzel özetledi. "Ben çiftçiyim. Ekmeğimi topraktan kazanıyorum. Ben ayak takımıyım. Ayak takımı olmaktan gurur duyuyorum. Çünkü baş, ayaklar olmadan bir yere gidemez. Nükleer santraller beni ekmeğimden edecek. Biz çiftçiler Nükleer santrallari istemiyoruz. Buraya nükleer santral kurdurtmayacağız".

2008 Ağustos’unda Akkuyu’da düzenlenen mitingde köyün en yaşlılarından Ümmü Şahin ile tanıştım. Gülnar ve Akkuyu’dan başka yer görmemiş ama bilgili ve 84 yıllık gözleriyle dipdiri, canlı bakıyor. "Bizi toprağımızdan koparmaya çalışıyorlar. Sahip olduklarımızı bu nükleer santral yüzünden kaybedeceğiz" dedi. Nükleer santral yapmak isteyenlerin en büyük vaadi köylüye iş imkanı sağlamak. Akkuyu köylüsü tarımdan geçimini sağlıyor. Düşen tarım gelirleri yüzünden durumları hergeçen gün kötüye gidiyor. Köyde yıllardır nükleere karşı mücadele eden Budak ailesinden Kemal Budak, Ümman Şahin’i doğruladı. Köylü toprağını bırakmak istemiyormuş ama tarımdan gelen gelirleri azaldığı için toprak satışları artmış. Nükleer yandaşları bilinçli bir politika ile Akkuyu köylüsünü tasviye ediyor. Oysa, sadece Avrupa'da, 7 ay içinde, nükleer santrallerde 21 tane kaza yaşandı. 2008’in Temmuz ayında Fransa'daki kazada sulara radyoaktif madde karıştığı için tarım arazilerinin sulanması, kuyu sularının, çeşme sularının kullanımı yasaklandı. Tarımsal ürünler zarar gördü. Halk korktu ve huzursuz oldu. Çünkü bu kazanın onları nasıl etkileyeceğini bilemediler. Şişelenmiş su satışları patladı. Ne yapabildiler? Hayvanlarını ve tarlalarındaki ürünleri Avian ile mi suladılar?

Akkuyu’ya yaptığım kısa ziyarette, köylülere pankartlar, türküler, sloganlarla destek olurken, organik tarım, temiz enerji, eko-turizm projeleri ile kalkınmalarını sağlamanın ne kadar gerekli ve önemli olduğunu anladım. Çünkü, ancak kalkınırlarsa, nükleercilere karşı daha sağlam durabilirler.

“Söz uçar, yazı kalır” diyerek yürüyüşlerimin güncesini yazmaya başladım. Güncemde, toplumun farklı kesimlerinden konuştuğum insanları, onlarla nükleer enerji üzerine yaptığım sohbetleri ve yaşadığım ilginç olayları aktardım. Her yürüyüşümde yoldan geçen bir kişiden fotoğrafımı çekmesini rica ettim ve kendisinden nükleer enerji, nükleer yasa hakkında sohbet edip, eylemim hakkında düşüncelerini öğrendim. “Nükleer Yasaya ve Enerjiye Karşı Yürüyorum” güncemi iletişimde bulunduğum gruplarla ve arkadaşlarımla paylaştım. Güncemi okuyan tanıdığım, tanımadığım pekçok kişi destek mektupları gönderdi. “Nükleere Karşı Yürüyorum” güncesinin tam metnini www.nükleeryasayakarşıyürüyorum.blogspot.com adresinde okuyabilirsiniz.

Güncemden ilginç birkaç anımı paylaşmak istiyorum.

21 Aralık 2006

Bugün Avrupa yakasındayım. Hem yürüyüp hem de dost ziyaretleri yapacağım. Levent'teki Yapı Kredi bloklarından başlayıp 1. Levent çarşı içinden geçip Nispetiye caddesine çıkarak oradan Akmerkez'e uzanacağım. İnsanlarin yüzlerinde elimdeki mesaji görünce şaşkın bir ifade oluşuyor. Eyleme alışkın değiller. Beni inceliyorlar, mesaji bir kere daha okuyup kendi kendilerine tekrarlıyorlar. "Nükleer Yasaya Karşı Yürüyorum. Nükleer zengini, cipi, yatı, katı, herşeyi olanı da öldürür"...

Akmerkez'den Etiler yürümeye devam ediyorum. Durağım kuafor Hakan Köse. Arkadaşım Emine elimdeki kartonu görünce şaşırıyor... Hakan Köse ve çalışanları yürüyüşümü destekliyor ve nükleer santral kurulmasına karşılar...

Bir sonraki durak Beyoğlu İstiklal Caddesi. Galata Derneği'nin düzenledigi "Müzik Sohbetlerine" davetliyim. Önce caz sanatçısı Önder Foçan'ın tiyatro sanatçısı Gülsen Tuncer ile sohbetini sonra müziğini dinliyoruz. Galata Derneği üyeleri, Önder Foçan, eşi Zuhal hanım, Gülsen Tuncer, Cem Tüzün ve misafirler "Nükleer Yasaya Karşı Yürüyüşü" destekliyorlar. Gülsen Tuncer "Ben Akkuyu'ya 2 sefer gittim. Gelişmelerden lütfen beni de haberdar edin" diyor. Konser sonraıinda ODTÜ Endüstri Mühendisliği mezunu 3 meslektaşım Özlem, Tuncay ve Onur "günduz size eşlik edemiyoruz bari gece yürüyelim" diyorlar ve İstiklal caddesinde birlikte "Nükleer Yasaya Karşı Yürüyoruz... "

11 Ocak 2007

Bu sefer Caddebostan sahilindeyiz. İki arkadaşım Arsun Önol ve Filiz Bozkurt benimle "Nükleer Yasaya Karşı" yürüyecekler. Sahil seridi spor yapmak ve deniz havasi almak isteyenlerin populer mekan. Emekliler, ev hanımlari ile birkac genç arkadaş yürüyorlar. Bir de köpekler... Birkaç tanesi peşimize takılıyor. Elimdeki mesaji okumak için çok istekli olan iki köpeğe derhal "antinükleer köpek eğitimi" veriyorum.
Türkiye'de nükleer santral yapmak isteyenleri;

* Önce havlayıp korkutacak, vazgeçirmeye çalışacaksınız.
* Vazgeçmezlerse bu sefer üzerlerine işeyeceksiniz.
* Hala ısrar ederlerse ısıracaksınız.

Arkadaşlar yetenekli. Kısa sürede dersi kavradılar. Kendilerinden ümitliyim :)

Elimde mesajla ilerlerken ortayaşlı bir hanım yanıma geliyor. "Neden yürüyorsunuz? Nükleer yasa nedir?" diye soruyor. Sevinç Karaca ile böylece tanışıyoruz. Kendisine kısaca "Nükleer Yasaya Karşı Yürüyüş" nedenimi, nükleer yasayı, yasa Meclisten geçtiği takdirde bizi ülke olarak bekleyenleri anlatıyorum. Sevinç hanım "Yürüyerek çok iyi yapıyorsunuz. Keşke herkes sizin gibi tepkisini böyle gösterse" diyor...

20 Ocak 2007, İstanbul

"Tarihi Safranbolu Fırını"na uğruyorum. Tezgahtaki kızlara gülümseyip, kartonu gösteriyorum, "Ben hala yürüyorum." Serap "Çok iyi yapıyorsunuz. Herkes susarsa olmaz. Birilerinin konuşması lazım"...

17 Subat 2007 – Doyran/Antalya’da

Antalya Doyran köyündeyim. Davetli olduğum BAÇEP (Batı Akdeniz Çevre Platformu) toplantısında "Nükleer Yasaya KARŞI Yürüyorum" eylemimi anlattım. Sunumum bitince Kurşunlu köyünden Bayram Karagöz yanıma geldi, "Abla seni destekliyorum" diyerek benimle fotoğraf çekilmek istedi. Ertesi gün, köylüler, Hediye Gündüz, BAÇEP üyeleri, Antalya DSP'den bir grup ile Karagür göletinde kısa ama çok anlamlı "Nükleer Yasaya KARŞI Yürüyüş" yaptık.

21 Şubat 2007

Dönüş yolunda Tarihi Safranbolu Fırını'na uğradım. Kızlar gülerek "Abla, internete bizi yazmışsın." dediler. Abileri blogumu ziyaret etmiş, yazıları okumuş. Çok memnun olmuşlar. "Yürümeye, anlatmaya devam et. Sesin yeterince duyulmazsa yanındayız" dediler.

22 Subat 2007 - Muhtarlardan Destek
Galata'da yaşayan okul arkadaşım Cem Tüzün vasıtasıyla, Mueyyidezade Mahalle Muhtarı Mehmet Er, Hacimimi Mahalle Muhtarı Ömer Faruk Akyüz, Şahkulu Mahalle Muhtarı Seyim Çavuş ile tanıştım. Kendilerine nükleer santraller, nükleer yasa ve protesto eylemim hakkında bilgi verdim. Su ısıtma için 15 milyonluk İstanbul'da neden güneş enerjisi kullanılmıyor diye sorduğumda Mehmet Bey, "Haklısınız. Doğu'da soğuk memleketlerde bile su ısıtmak için güneş enerjisi kullanılıyor. En kapalı havalarda bile su ısınıyormuş. " dedi. Ömer Faruk Bey "Bulutlu havalarda bile suyu ısıtıyormuş" diyerek konuşmaya katıldı. Tek seferde para verip alınacak güneş panelleri ile sular bedava ısıtılabilir! 15 milyonluk şehir sadece su ısıtmak için güneş enerjisini kullansa,

-- halk, elektrik, dogalgaz, tüp, kömür ve oduna ne kadar daha az para harcar?
-- havaya ne kadar CO2 gazı daha az salınır?

Muhtarlara Karadeniz'deki yüksek kanser oranından, yoğun olarak görülen kan ve tiroid kanser vakalarndan bahsettim ve Karadeniz Fikir Kulübü’nün başlattığı "Karadeniz Kanserden Ölüyor, Durdurun!" imza kampanyasına destek istedim. Üçü de halkın yararına olan bu kampanyaya destek vereceklerini, muhtarlık hizmetleri için gelen mahalle sakinlerinden imza alacaklarını, mahallelerindeki okul vs gibi yerlere ulaşıp imza toplayacaklarını söylediler :)

21 Nisan 2007

Heinrich Boll Stiftung Vakfı 26 Nisan Çernobil faciasının yıldönümü nedeniyle bir film gösterimi, fotoğraf sergisi açılışı ile paneller düzenledi. Maryann De Leo ile "Çernobil Kalbi" filmi hakkında soyleşi var. “Çernobil Kalbi“ Çernobil’deki nükleer reaktör kazasından 16 yıl sonra radyasyonun Beyaz Rusyalı çocuklar üzerindeki etkileri hakkında bir belgesel. Film, tahliye alanına yapılan bir yolculukla, Çernobil Nükleer Enerji Santralı’na giderken başlıyor ve radyasyonun ülkedeki hastaneler, kanser merkezleri, yetimhaneler ve çocukların yaşadıkları veya hastalık sebebiyle tedavi gördükleri akıl hastaneleri üzerindeki görünmez etkisiyle devam ediyor.
Fotoğraf sanatçısı Christophe Bisson "Size 1 Dakika Verilecek!" isimli sergisinde Çernobil kazasından hemen sonra tahliye edilen Pripyat şehrinin felaketten nasıl etkilendiğini anlatıyor. Alanın hala çok güzel ama insan aktivitesi neredeyse hiç kalmadığı için çok sessiz olduğunu söyleyen Bisson, kaza çok ani olduğunu, patlamadan sonra nükleer reaktöre temizlik için giden işçilere oluşan radyoaktiviteden etkilenmemeleri için sadece 1 dakika verildiği için sergisine “Size 1 Dakika Verilecek!” ismini vermiş. Pripyat şehri sakinlerinin hayatı 1 dakika içinde bir daha geri dönülmez şekilde değişmiş...

Ardından Paris'ten gelen Avrupa'da anti-nükleer çevrede tanınan Mycle Schneider ile tanışıyorum. Kendisi uluslararasi nükleer politika danışmanlığı yapıyor ve nükleer santrallerle ilgili pekçok araştırma ve çalışması olmuş. Eylemimi destekliyorlar.

15 Mayıs 2007

Nükleerci Meclise küsüyoruz ve Nükleer Yasayı veto etmesi için Sayın Cumhurbaşkanımıza başvuruyoruz.”


Elimizde “Sayın Cumhurbaşkanım Lütfen Nükleer Yasayı Veto Edin”, “Nükleer Yasanın Veto Edilmesi İçin Nükleer Yasaya Karşı Yürüyorum”, “Nükleer Yasaya KARŞI Yürüyorum. Nükleer Öldürür” yazan mesajlarımızla Akay Kavşağından yürümeye başladık. 100 metre sonra polis tarafından durdurulduk. 10-15 dakika bekletildik. Mesajlarımızı kaldırmamızı ve bizi polis arabası ile Cumhurbaşkanlığı Köşküne gönderebileceklerini söylediler. Kabul etmedik. Yürüyüşümüze devam ettik. Türk Tarih Kurumu önünde sivil polis tarafından yine durdurulduk. Yürüyüşümüze devam edebileceğimizi ama mesajları kaldırmamızı söylediler. Sivil polisler eşliğinde Cumhurbaşkanlığı Köşküne ulaştık.

ediye Gündüz, Ayşen Eren ve Bahriye Şengün Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’e iletilmek üzere dilekçelerimizi bıraktık. Timur Daniş Cumhurbaşkanına verilmek üzere “Çernobil’den Sesler” kitabını bıraktı. Ayşen Eren aynı kitabı Cumhurbaşkanı eşi Semra Sezer’e iletilmek üzere “Enerji için ölünür mü?” diyerek verdi.

Moğolların sevilen şarkısında dendiği gibi “Bugün biz birşey yaptık…”
Nükleersiz Türkiye İçin...

18 Ocak 2008

Timur Daniş ile Lütfi Kırdar Kongre Merkezi'ndeki "Nükleer Enerji Arenasi" toplantısına gittik. NKP'den -iki- kişi olarak, İstanbul'da nükleer sevdalısı Enerji Bakanlığı ile sektörun gladyatörleri olmaya aday şirket yetkililerinin katılacağı üst düzey bu toplantıda sesimizi nasıl duyurabiliriz? Çantamda "Nükleer Öldürür. Nükleere Hayır" yazan kartonum. Aktivist olarak amacım bu kartondaki mesajı, toplantıya katılanların kafalarına kazımak; nükleer karşıtı grupların varlıklarını, arenanın boş olmadığını hatırlatmak; vatandaş olarak hükümetin nükleer enerji politikasına "hayır" demek.

Önce güvenlik kontrolünden geçtik. Kapıdaki teşrifatcı hanıma toplantı için geldiğimizi söyledik. Buyrun deyip üst katı gösterdi. Giriş masasındaki hanıma toplantı için geldiğimizi söyleyince, isimlerimizi sordu, listeden kontrol etti ve bulamadı (doğal olarak). Katılmak istiyoruz deyince, Stratejik Teknik Ekonomik Araştırmalar Merkezi’nden (STEAM) bir beye dileğimizi iletti. Bu bey toplantının halka açık olduğunu ama 678 Avro artı KDV ücreti olduğunu söyleyince, biz vatandaş olarak bu parayı ödeyemeyiz deyip, bir kolaylık göstermelerini rica ettik. Bir başkasına bizi yönlendirdi. Toplantının organizasyonunu yapan bu beye arzumuzu tekrarladık. Timur "Sayın Bakan bilmiyorsunuz diye bizi suçluyor, dinleyip öğrenmeye geldik" dedi. Teknik bir toplantı olduğu söylenince, endüstri yüksek mühendisi olduğumu belirttim. Bu sefer halka açık ama ücreti ödemelisiniz dedi. O kadar paramız yok, daha uygun birşey yapabilir misiniz diye sorduk. Gerçekten girip dinlemek ve ögrenmek istiyoruz. Nükleer Karşıti Platformdanız deyince adam bu sefer içerinin çok dolu olduğunu para ödesek bile yer olmadığını söyledi. Bu sırada çay-kahve molasına çıkanlar oldu. Nükleer Karşıtı Platform (NKP) üyesi gazeteci Özgür Gürbüz bizi görünce yanımıza geldi. Çantamdan kartonu çıkardım, Özgür bizi fotoğrafladı. Herşey çok hızlı gelişti, içeriye kadar girip eylem yapacağımız akıllarına gelmemişti! Elimdeki kartonu gören bütün gazeteciler, televizyoncular bir anda etrafımızı sardı. Sorular üzerine, Timur ile neden nükleere karşı olduğumuzu anlattık. İnsanların yüzlerindeki şaşkın ifade, gazetecilerin yoğun ilgisi üzerine iyi ki geldik dedim. Medya mensuplarına öğrenmek için geldigimizi ama, 678 Avro+ KDV'lik ücreti ödeyemediğimiz için giremediğimizi, vatandaş olarak bize bir kolaylık göstermediklerini anlattık. STEAM'dan ismini bize bir türlü vermeyen bir bey ve şaşkın şaşkın etrafımızda dolanan güvenlik gorevlilerinin nezaretinde elimde kartonum bina dışına çıktık.

Nükleer Karşıtı iki kişi ne yapabilir? Varlık gösterir! "Nükleer Enerji Arenası" gibi iddialı bir isimle yapılan dünyanin dört bir yanından gelen nükleercilerin ve Sayın Enerji Bakanı'nın katıldığı bu toplantıya giderek... Amiyane tabirle "toplantıyı basarak."


Ertesi gün iki kişilik eylemimiz gazetelere manşet oldu.

Çevre Analisti Lester Brown'la - 20 Haziran 2008

Ünlü çevre analisti Lester Brown 20 Haziran'da İstanbul Bilgi Üniversitesi' nde konferans verdi. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler katılımcılar arasındaydı.

Konferansın soru-cevap bölümünde Lester Brown'a küresel ısınma ve nükleer enerji ilişkisi üzerine soru yönelttim:

Nükleer enerji lobisi, nükleer enerji santrallarının küresel iklim değişikliği için bir çözüm olduğunu iddia ediyor. Nükleer enerji karşıtlar başta tehlikeli nükleer atıklar olmak üzere yaratacağı risk ve sorunlardan dolayı nükleer santralların kurulmasını istemiyorlar. Türkiye şu an kritik bir noktada. Çünkü Sayın Hilmi Güler ve hükümet nükleer enerji lobisini destekliyor. TEMA (Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı) ve sivil toplum kuruluşları ise nükleer enerjiyi Türkiye'de istemiyor. Sizin görüşünüzü öğrenebilir miyim?


Lester Brown:
Tüm maliyetler eklendiğinde
-atıkların yokedilmesi,
-olası kazalara karşı sigortalanması ki bu sorumluluk altına hiçbir sigorta şirketi giremiyor,
-işlevini tamamlayan nükleer santralların sökülmesi vs.
nükleer enerji ekonomik bir çözüm değil. Nükleer enerjiyi kullanan ülkelere baktığınızda Fransa, Çin gibi elektriğin monopol olarak üretildiğini görürsünüz. Ekonomik değil. (Sonra Hayrettin Karaca ve Nihat Gökyiğit arasında oturan Enerji Bakanı Hilmi Güler'e bakarak,) "Bu yönetilemeyen teknoloji ve bunu kabul etmemiz gerek." (It is

unmanageable technology and we have to recognize it.).

Böylece, Sayın Enerji Bakanı Hilmi Güler’e söylemek istediklerimi benim için Lester Brown söylemiş oldu.

Nükleere Karşı Yürüyüşüm Devam Edecek...