27 Aralık 2009 Pazar

Farklı Bir Geri Dönüşüm Öyküsü: TOHUM - 2009

Yayın Detayları: Cumhuriyet, Sürdürülebilir Yaşam Eki, 27 Aralık 2009.

“Tohuma bak tohuma,
Nasıl
Dokuz
Doğuruyor toprakta.
Nasıl bunalıyor, ıkınıp sıkınıyor
Nasıl soluyor, terim terim terliyor
Tohuma bak tohuma
Dokuz doğuruyor.”

der bir şiirinde Bedri Rahmi. Minicik tohum doğurur, ağaç olur, bitki olur, çiçek olur ve yaşamı devam ettirir. Nesilden nesile devam eden yaşamsal döngünün en önemli parçasıdır. İlginç ve farklı bir geri dönüşüm öyküsünün kahramanıdır.

Avucunuza bir tohum yerleştirdiğinizi düşünün. Ağırlığını zor hissedersiniz. Belki sadece teninize dokunduğu noktaları hissedersiniz. Ne kadar hafif, ufak olursa olsun, içinde çok büyük, güçlü bir yaşam enerjisi barındırır. Tohumlar yeryüzünde yaşamın devamını sağlar. Tüm besinin başlangıcıdır ve bize doğal besin döngüsü hakkında çok şey söyler. Bir beslenme uzmanı, tohumun besin değerini anlatabilir. Bir doğa bilimci, tohumun ekolojik sistem için öneminden bahsedebilir. Bir bilim adamı, tohumun kimyasal ve genetik yapısı hakkında bilgi verebilir. Fakat tohumun gerçek değerini ancak bir çiftçi anlatabilir. Shumei Vakfı’nın uyguladığı Doğal Tarım tekniğe göre tohum vericidir, çiftçi için bir ortak ve bir öğretmendir. Tohum içinde, vücudu besleyen fiziksel enerji yanında kalbi ve ruhu besleyen ruhani enerjiyi de barındırır. Yaşam için zorunlu bir ihtiyaç olduğundan, kutsal kabul edilir.

Çiftçiler tarlalarında, binlerce yıldır on binlerce bitki çeşidi yetiştirdiler. And Dağlarında 3000’den fazla patates çeşidi, Hindistan’da ve uzak doğuda binlerce pirinç çeşidi, Papua Yeni Gine’de 5000’den fazla tatlı patates çeşidi, Anadolu’da 100’den fazla yerel buğday çeşidi, Çin’de 10,000 çeşit buğday, ABD’de 7000 çeşit elma ürettiler. Binlerce yıldır süren bu üretim döngüsü çiftçilerin tohum ve bitki çeşitlerini korumaları ile mümkün oldu. Tohumu toprağa ektiler, bitkileri yetiştirdiler, bu bitkilerin tohumlarını sonraki mevsim kullanmak üzere sakladılar. Sonra ellerindeki veya diğer çiftçilerle takas ettikleri tohumları ekerek devam ettiler… Tohum bitkiye döndü, bitki tohuma döndü ve geri dönüşüm tamamlandı. Bu döngü binlerce yıldır tekrarlanıp durdu.

Ta ki, 1998 yılında Amerika Birleşik Devletleri Tarım Bakanlığı (USDA) ile Delta and Pine Land şirketleri kısır tohum teknolojisinin patentini alıncaya kadar. Bu patent, patent ve lisans sahiplerinin bitki DNA’ları ile oynayarak, bitkileri embriyolarını öldürmeye programlamalarına ve kısır tohum elde etmelerine izin verir. Her türden tohum ve bitki üzerinde uygulanabilen, kısır tohum teknolojisi de denilen bu teknik, günümüzde en az 78 ülkede kullanılmaktadır. Çok uluslu tohum ve kimyasal tarım şirketleri ile ABD yönetiminin desteklediği bu teknolojinin amacı, çiftçinin hasat sonrası, bir sonraki sezon kullanacağı tohumlarını saklamasını engellemektir. Genetiği ile oynanmış kısır tohum kullanan çiftçiler, her sezon tohumlarını şirketlerden satın almak zorunda kalır.

Kısır tohum teknolojisi, tohumun elinden, doğanın kendisine verdiği üreme yetisini alır, şirketlere verir. Bu bir kadının çocuk doğurma yetisinin şirketlere verilmesi gibi çarpık bir durumdur. Çiftçi ile tohum arasında binlerce yıldır süre gelen, kutsal kabul edilen ilişkiyi koparır. Şirket, çiftçi ile tohum arasına girer. Çiftçi tohuma ulaşmak için şirkete para ödemek zorunda kalır.

Bu teknolojinin icat nedeni, şirketlerin gözlerini kamaştıran dünya ticari tohum pazarının 30 milyar dolarlık hacmidir. Eğer çiftçilerin kendi yetiştirdikleri tohumlar engellenebilirse bu hacim 2.5 kat artarak 73 milyar dolara çıkacaktır. Şirketlerin en büyük rakibi dünyadaki küçük çiftçilerdir. 2006 yılında Monsanto şirketi ticari tohum pazarının %20’sine sahipti. On şirketin payı ise %57’di. Uluslar arası şirketler, bu pazarı büyütmek ve kendi pazar paylarını artırarak tekelleşmek için kıyasıya bir mücadele içindeler; çünkü tohumu kontrol eden, gıdayı kontrol eder. Eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissenger’in söylediği gibi, “gıdayı kontrol eden ülkeyi kontrol eder.” Bir ülkenin tohumdaki bağımsızlığının kaybı, ülke bağımsızlığının olumsuz etkilenmesine kadar varan ciddi sonuçlar doğurabilir.

Ülkemizde 2006 yılında yürürlüğe giren Tohumculuk Kanunu ile yaşamın kaynağı olan tohum, uluslar arası tarım, gıda ve tohum şirketlerinin kontrolüne bırakıldı. Yasa tohumla ilgili konularda, tohum şirketleri tarafından oluşturulan Tohumculuk Birliği’ni yetkili kıldı. Çiftçinin en temel haklarından olan kendi tohumunu saklama ve takas etme hakkını elinden aldı. Yasa yürürlüğe girdikten sonra çiftçiler pazarlarda kendi ürettikleri tohumu satamaz olacak. Çiftçilerin binlerce yılda gelişen ve gelecek nesillere aktarılan tohum ve tarıma ait bilgisi yok olma tehdidi altında. Bu yasanın bir diğer vahim sonucu, yerel tohumların çeşitlerinin azalması ve yok olmasına yol açması. Yerel tohumlar ticari değere sahip olmadıkları yani patentli olmadıkları için şirketler için hiçbir önem taşımıyorlar. Yerel tohumların yok olması ve çiftçilerin patentli tohum kullanmak zorunda kalması bu şirketlerin işine geliyor. Kısaca, bu yasa ile kuzu kurdun eline teslim edildi.

Tohumlar binlerce yıldır geri dönüşümü yaşadı. Çiftçilerin geliştirdiği tohum kültürü bu geri dönüşümü destekledi. Doğal ortamlarda yetiştirildiler, paylaşıldılar ve kuşaktan kuşağa aktarılarak günümüze geldiler. Şimdi tohum bankalarında saklanmak isteniyorlar. Tohum hayat bulduğu ve hayat verdiği topraktan koparılıp, laboratuar ortamına hapsediliyor. Dünyada bugüne kadar yaklaşık 1400 tohum bankası kurulduğu söyleniyor. Bunların en büyüğü, Norveç’in Svalbard Adası’nda kurulan “Kıyamet Günü Kasası”. Resmi adıyla Svalbard Küresel Tohum Deposu’nda, dünyada yetişen 3 milyon tahıl tohumu, olası iklim değişikliği, doğa felaketleri, nükleer facia gibi küresel felaketlere karşı saklanacak. Bu projeye Monsanto, Syngenta gibi büyük tohum şirketleri ve Bill Gates, Rockefeller Vakfı on milyonlarca dolar yatırdı. İnsani bir amaç için kurulmuş gibi görünmesine rağmen, son derece kuşku verici bir proje. Çünkü Monsanto ve Syngenta’nın amacı dünya ticari tohum pazarına hâkim olmak. Dünyayı besleyen tahıl tohumlarının genetik yapılarını öğrenmek onlara büyük avantajlar sağlayacak. Tohumların genlerini değiştirip, bu tohumlara patent alabilirler, yerel tohumları yok eden hastalıklar üretebilirler. Böylece sadece tohum pazarının değil, tüm dünyanın gıda kontrolünü ele geçirebilirler.

Bir elma ağacının yanına gittiğinizi, elmasını yediğinizi hayal edin. Elmadan çıkan çekirdeği avucunuza koyun. Bu ağaç ve üzerindeki elmalar, böyle minik bir çekirdekten oldu. Bu minik çekirdeği ekerseniz sizin de bir elma ağacınız olabilir. Doğa her tohuma büyüme ve çoğalma yetisi verir. Bir tohum ekersiniz ve ondan onlarcasını, yüzlercesini elde edersiniz. Tohum doğada yaşamsal döngünün ve besin zincirinin ilk halkasıdır. Aynı zamanda gıda bağımsızlığının garantisidir. Bu zincir kırılır, tohumun geri dönüşümü şirketler tarafından engellenirse hem insanlık hem doğa için tehlikeli sonuçlar doğacaktır.

12 Aralık 2009 Cumartesi

İZ - 2009

Yayın Detayı: İFSAK 50. Yıl İZ Temalı Fotoğraf Sergisi, Taksim Cumhuriyet Sergi Salonu, Aralık 2009.


Kumsalda ayak izi bırakabilir misin?

Deniz sarar, sarmalar ayağını.

Kum içine çeker.

Ayakizini bırakıp çekip gidecekken,

Bir anda denizin, kumun parçası oluverirsin...

Ayakizi bırakmadan yürüyebilirsin kumsalda.

Kumsalla bütünleşerek.

Keşke insanlık yürüyüşümüzü Dünyada,

Dünya ile bütünleştirebilsek...

Çerçevelenen Su - 2009

Yayın Detayları: Barış Manço Kültür Merkezi, S.O.S. Çevre Gönüllüleri Platformu 20. Yıl Kutlamaları, Kasım 2009.




Şişelenen Yaşamlar - 2009

Yayın Detayları: Barış Manço Kültür Merkezi, S.O.S. Çevre Gönüllüleri Platformu 20. Yıl Kutlamaları, Kasım 2009.

Karbon ayakizini küçültme reçetesi... - 2009

Yayın Detayları: Cumhuriyet, Sürdürülebilir Yaşam Eki, 19 Ağustos 2009.

Sera gazları atmosferde birikiyor ve hızla artıyor. Bunun sonucunda iklimler değişiyor, buzullar eriyor. Deniz seviyesinin yükselmesiyle birçok kıyı bölgesi sular altında kalacak, şiddetli kasırgalar yaşanacak, eko-sistem daha da bozulacak, hastalıklar artacak.

Bunları önlemenin bir yolu var: Karbon ayak izini azaltmak.

Ulaşım, ısınma, hatta yeme içme gibi tüm faaliyetlerimiz ile tükettiğimiz ve ürettiğimiz ürünler sayesinde ortaya çıkan karbonun toplamı karbon ayak izimizi oluşturuyor. Tüm göstergeler küresel karbondioksit salımının %60 ile 70 arasında azaltmamız gerektiğini işaret ediyor. Yoksa daha büyük iklimsel felaketler yaşayabiliriz.

Türkiye atmosferi en hızlı kirleten ülke ünvanına sahip. 2006 rakamlarına göre 1990 ile 2006 yılları arasında karbon salımlarını %95 arttı. Türkiye’de imalat sanayi ve inşaat sektörleri toplam karbondioksit salımının %50’sinin sorumlusu. Bu rakamlar ışığında, şirket yöneticilerinin karbon ayak izi kavramını öğrenip, şirketlerine sağlayacağı yararları görmesi, kısa ve orta vadede karbon salınımını azaltmak için projeler yapılması büyük önem taşıyor.
Karbon ayak izi küçültme yol haritasının beş ana çalışması, şirket içi enerji kültürü oluşturmak, enerji haritası çıkarmak, enerji denetimi yapmak, enerji çemberi modeli kurmak, karbon maliyetini muhasebe sisteminde takip etmektir. Bunlar arasında, şirket içi enerji kültürü çalışması şirket çalışanlarının enerjiye bakışımızı değiştireceği için en kritik öneme sahip olanı.

Şirketlerde enerji kültürü oluşturmak ve organizasyon yapısını enerji kriterine göre yeniden yapılandırmak çok kapsamlı ve uzun vadeli çalışmalar olarak görülebilir. Hedef, “büyük düşünüp, küçük çaplı projelerle başlamak” olmalıdır. Enerji kültürünün şirket çalışanlarına kazandırılması ile çalışma alışkanlıklarında yapılacak çok ufak bir değişim, örneğin: bilgisayar ve ekranların tamamiyle kapatılması, çok büyük fark yaratabilir. Bu noktada ekran koruyucuların enerji tasarrufu sağlamadığını hatırlatmakta yarar var. Bir masa üstü bilgisayar ortalama bir saatte 120 Watt elektrik kullanır. Bir yıl boyunca çalışma günlerinde 8 saat açık kaldığı var sayılırsa, kullandığı elektrik 240 Kwattır ve yılda 175 kg CO2 salınımına neden olur. Eğer bu bilgisayar iş saatleri dışında kapatılmazsa, kullandığı elektrik ve CO2 salınımı 4.5 kat artarak, 1051 Kwat ve 760 kg. olur. 10 masa üstü bilgisayara sahip bir şirkettin sadece bilgisayarlardan kaynaklı CO2 salınımı yılda 7.6 tondur. Bu küçük örnekte görüleceği gibi, son derece basit bir önlem CO2 salımı açısından büyük, şirket gider tablosu açısından azımsanmayacak bir fark yaratabilmektedir.

Ucuzlayan uçak biletleri nedeniyle 1990 ile 2006 yılları arasında uçak kullanımını ve dolayısıyla havayolu taşımacılığı kaynaklı CO2 salımı dört kat artmıştır. Bir toplantı için İstanbul-Ankara arasında yapılacak uçak seyahatinin maliyeti yaklaşık 400 TL ve 430 kg. CO2 iken, aynı toplantı videokonferans şeklinde yapıldığında maliyeti 0 TL ve 0.4 kg CO2’dir (2 bilgisayarın, 2 saat açık olduğu varsayıldı). Genel olarak iş seyahatlerini azaltmaya çalışmak, özellikle uçak seyahatlerinden kaçınmak ve bunun yerine iş toplantılarını internet üzerinden telekonferans veya videokonferans olarak yapmak hem şirket gelir-gider tablosuna hem de şirket karbon ayak izine çok olumlu yansıyacaktır. Yıllık şirket ve bayii toplantıları için uçakla gidilecek mekanları seçmek yerine trenle ulaşılabilecek yerleri tercih etmek, yurtdışı konferans ve eğitim çalışmalarına katılımı en düşük seviyede tutmak şirketlerin ulaşıma dayalı masraflarını ve karbon ayak izilerini önemli ölçüde düşürecektir.

Kapalı ortamlarda yaşam ısısı 20 derece dolayındadır. Ofisler 1 derece fazla ısıtıldığında şirketin ısınma gideri ortalama %8 artar ve karbon ayak izi doğru orantılı olarak büyür. Kışın yazlık kıyafetlerle çalışıp, ofis ortamlarını sıcak tutmanın bedelini ödemek yerine biraz kalın giyinmek daha pratik ve ekonomik bir yöntemdir. Keza yazları pekçok kişiyi hasta eden soğutma sistemleri yerine camları açarak doğal havanlandırmayı tercih etmek de hemen uygulanabilecek bir yöntemdir.

Üretim alanlarında dolaşırken, fosil yakıt tüketen motorlu taşıtlar yerine bisikleti veya basit bir rüzgar pervanesinin şarj ettiği aküler ile çalışan elektrikli arabaları kullanmak bir başka yöntem olabilir.

Yapay aydınlatma yerine basit yansıtıcılarla doğal günışığı kullanmak hem çalışanların hem de Dünyanın yaşam kalitesini artıracaktır.

Yeşillik ve ağaçlar karbonu tutarlar. Şirketlerin mümkün olan heryeri yeşillendirmeleri ve ağaçlandırmaları, komşu arazilerin ağaçlandırılmasına destek olmaları karbon ayak izini küçülteceği gibi çalışanları motive de edecektir. Yeşili sevmek insanın doğasında vardır. Bina ve depo çatılarını yeşillendirmek hem ısı kaybını önlemek hem de karbonu tutmak adına çifte yarar sağlar.

Firmalar, bahçelerindeki otları biçmek için elektrikli çim biçme makinesi yerine Google şirketinin yaptığı gibi keçileri kullanabilir.
Şirket yönetimi ile çalışanlarının desteklediği her çalışma rahat uygulanır, yaygınlaşır ve kalıcı olur. Şirket yönetiminin ve çalışanların desteğini almak, şirket enerji kültürünü oluşturmanın en önemli adımıdır.

Doğa ve İnsan - 2009

Yayın Detayları: "Baraka" İstanbul ODTÜ Mezunları Derneği Yayın Organı, Haziran-Temmuz 2009 sayısı.

Ozon tabakası azalıyor. Çernobil nükleer santral kazasının yaraları yıllardır sarılamadı. Pasifik Okyanusunda oluşan plastik çöp kilometrelerce kare alana yayılmış durumda. Ergene Nehri o kadar kirlendi ki suya değenlerin ellerinde yaralar çıktığı söyleniyor. Kızılırmak Nehri tarla sulamasında kullanılamayacak kadar kirli. Her gün 300 km2 yağmur ormanı kesilerek yok ediliyor. Her gün 40 ila 250 arasında canlı türü yok oluyor. Günde 15 milyon ton CO2 atmosfere salınıyor. Sular hergün biraz daha kirleniyor. Sulak alanlar kuruyor. Asit yağmurları ormanları yok ediyor. Dünyanın dördüncü büyük gölü, Aral, yanlış tarım uygulamaları nedeniyle 2015 yılında tümüyle kuruyabilir. Türkiye’nin ikinci büyük gölü Tuz Gölü’nün yedi yıllık ömrü kaldı. Her yıl 24 milyar ton toprak kayıp ediliyor. Dünya nüfusunun %20’si dünya kaynaklarının %80’nini tüketirken, kalan %80 sadece %20’sini kullanıyor. Bir bardak portakal suyu üretmek için 50 bardak su gerekiyor. Amerikalılar bir saat içinde 2.5 milyon plastik su şişesini çöpe atıyor ve her birinin çürümesi 500 yıl sürüyor. Dünyada yapılan 840,000 baraj nedeniyle 38 milyon yerli halk topraklarını, evlerini terk etmek zorunda kaldı. Küresel ısınma durdurulamazsa 10 yıl içinde önemli Amerikan ve Avrupa kentleri sular altında kalacak, dünya yüzeyinde milyonlarca insan göç edecek.

Bu trajediler ürettiğimiz bilgi ve teknolojinin ürünü. Peki bütün bunların sorumlusu kim?

Uygarlığımız teknoloji canavarlarını yarattı. Çok zeki, mükemmel eğitimli, çok başarılı mühendisler, bilim insanları, doktorlar, ekonomistler, vs. bu bilgiyi ürettiler. Burada bir yanlışlık var değil mi? Bilgi, iyi amaçlar için sorumlu, güvenli, tehlikesiz ve tutarlı kullanılamıyor. Bilgiyi kullanarak, yaşam standartımızı yükseltmek, daha iyi yaşamak için teknoloji geliştiriyoruz. Teknoloji gerçekten daha iyi yaşamamıza yardımcı oluyor mu? Teknoloji hayatlarımızı basitleştiriyor mu yoksa, karmaşıklaştırıyor mu? Bugün kullandığımız teknoloji ile kaynakları sorumlu kullanarak gelecek nesillerin yaşam haklarını gözetmemiz mümkün mü?

Uygarlığımızın yarattığı bilgi, teknoloji ve sistemler Dünya’nın ekolojik boyutlarına uymuyor, kapasitesini zorluyor. Sanki insanoğlu kendi eliyle hem kendisinin hem Dünya’nın ölüm fermanını yazıyor.

Oysa ki ekolojist David Orr’un dediği gibi “Dünya’nın daha çok başarılı insana ihtiyacı yok. O’nun, ümitsizce uzlaştırıcılara, şifacılara, restore edenlere, öykü anlatıcılara ve her tür dosta ihtiyacı var. O’nun, kendi topraklarında yaşayan insanlara ihtiyacı var. O’nun, Dünya’yı yaşanabilir ve insani yapmak için savaşmaya gönüllü katılacak ahlaki cesarete sahip insanlara ihtiyacı var. Ve bu niteliklerin bizim kültürümüzün tanımladığı başarı ile hiçbir ilgisi yok.”

Peki nereden başlamalı? Eğitimden. Öğrencilere bilgi olduğu kadar değerler de, eğitimle kazandırılmalı. Her öğrenci, temel ekolojik ilkeleri, doğanın taşıma kapasitesini, enerji bilimini, termodinamik yasaları, teknolojinin limitlerini, ölçek kavramını, sürdürülebilir tarım ve ormancılığı, çevre etiğini, durağan ekonomiyi, yiyeceğini yetiştirmeyi, bina yapmayı, güneş enerjisini kullanmayı bilerek, yerel toprak ile bitki örtüsünü ve hayvanları tanıyarak okulundan mezun olmalı. İnsanoğlu, doğaya hükmetmeye ve dolayısıyla tüketmeye çalışmaktan vazgeçip, O’nun bir parçası olduğunu hatırlamalı. Tüketen ve kirleten bir yaşam tarzından, Dünya’ya, Doğa’ya ve gelecek nesillere karşı sorumlu davranan, ihtiyacı kadarını kullanarak üreten bir yaşam tarzına geçilmeli.

Stephen Jay Gould “ Sevmediğimizi korumak için savaşmayacağımız için, canlı türlerini ve çevreyi koruma savaşını, Doğa ile aramızda duygusal bir bağ oluşturmadan kazanamayız” sözleriyle bütün bunları yapabilmek için neyin ilk şart olduğunu çok güzel ifade etmiş.

Doğa ile İnsan arasında duygusal bir bağ oluşturmalıyız.

5 Haziran Dünya Çevre Günümüz Kutlu Olsun!

18 Temmuz 2009 Cumartesi

Şirketler İçin Karbon Ayak İzi Küçültme Reçetesi - 2009

Yayın Detayları: "Yeşil Ekonomik Konferansı", www.yesilekonomi.org, 20-21 Haziran 2009, İstanbul Bilgi Üniversitesi.

Küresel ısınma yadsınamaz bir gerçek olarak kabul edildi. Raporlar, araştırmalar gelecekten endişe edilecek bir noktaya gelindiğini gösteriyor. Nedenleri irdelendiğinde, bunun karbon salımı ile bağlantılı bir sistem sorunu olduğu görülüyor. Sanayi devrimi ile başlayan süreçte kurulan sistemler ve sistemleri besleyen enerji için yapılan tercihler sorunun ana nedeni. Devletler, çözüm için makro düzeyde karbon salımını azaltan ortak politikalar oluşturmaya çalışıyor.

Karbon salımının ölçüsü karbon ayak izi. Karbon ayak izi, enerji tüketen her faaliyetin ortaya çıkardığı karbondioksit miktarı olarak tanımlanıyor. Karbon ayak izi, ister bireysel, ister şirket, ister okul olsun enerji tüketen tüm faaliyetler için hesaplanabilir. Bireysel karbon ayak izini hesaplayan ve nasıl azaltılacağını anlatan pekçok kitap, internet sitesi var. Şirketler için benzer çalışmalar yapılıyor. Giderek pahalanan enerjinin tasarruf edilmesi, daha verimli kullanılması ve şirket çalışanlarının yaşam kalitelerini artırmaya dönük bir dizi uygulama büyük bütçeler gerekmeden yapılabilir. Türkiye atmosferi en hızlı kirleten ülke ünvanına sahip. 2006 rakamlarına göre 1990 ile 2006 yılları arasında karbon salımlarını %95 arttı. Türkiye’de imalat sanayi ve inşaat sektörleri toplam karbondioksit salımının %50’sinin sorumlusu. Bu rakamlar ışığında, şirket yöneticilerinin karbon ayak izi kavramını öğrenip, şirketlerine sağlayacağı yararları görmesi, kısa ve orta vadede karbon ayak izlerini küçültmek için projeler yapılması büyük önem taşıyor.

Bu çalışmada şirketlerin karbon ayak izlerini küçültmek için izleyecekleri bir yol haritası verilecektir. Karbon maliyet muhasebesi kavramı anlatılacaktır. Ürün ve hizmet üreten firmaların karbon maliyet muhasebesini nasıl entegre edecekleri ve bunu nasıl kullanacakları açıklanacaktır.

I. SANAYİNİN FOSİL ENERJİ TÜKETİMİ AZALIRKEN KARBON AYAK İZİ KÜÇÜLÜR

Enerji sanayinin ana girdilerindendir. Sanayi enerjiyi kullanarak üretim yapar ve sonuçta su buharı, sera gazları gibi enerji atıklarını ortaya çıkartır. Sanayileşme hızlanırken, enerji ihtiyacı da arttı, enerji kaynağı olan tercih edilen fosil enerji kaynakları daha fazla kullanılmaya başlandı. Fosil enerji kaynakları yandığında açığa çıkarak atmosferde biriken karbondioksit, güneşten gelen radyasyonu atmosferin içine geçirerek dünyadan uzaya geri yansımasını engelliyor. Böylece küresel ısınmaya neden oluyor. Küresel ısınma, iklim değişikliklerinin ve bunların sonucu oluşan kuraklık, sel felaketleri, deniz sularının yükselmesi gibi büyük felaketlerin nedenidir. Tüm göstergeler küresel karbondioksit salımının % 60 ile 70 arasında azaltmamız gerektiğini işaret ediyor. Yoksa daha büyük iklimsel felaketler yaşayabiliriz.

Eğer filmi geriye sararsak, küresel ısınmayı durdurmak veya en azından azaltmak için karbondioksit salınımını düşürmemiz, karbon ayak izimizi küçültmemiz gerekiyor. Bunun için fosil enerji kaynaklarını daha az kullanmalıyız. 2004 rakamlarına göre dünyadaki karbondioksit salınımının %36’sı sanayiye ait. Amaç enerjiye muhtaç olan sanayinin karbondioksit salımını azaltmak ise, bunu başarmak için iki alternatif var: İlki sanayinin tükettiği enerji miktarını düşürmek, ikincisi kullandığı enerji kaynağını fosil yakıtlar yerine yenilenebilir enerjiye kaydırmak.

Sanayide; enerji, işçilik ve makine giderleri (amortisman), maliyetin yaklaşık %80'ini oluşturuyor. Enerji, üretim haricinde yönetim ve işletim birimleri tarafından örneğin; binaların ısıtma, soğutma, havalandırma, aydınlatması için kullanıldığından, aynı zamanda bir genel giderdir. Enerji tüketiminin azaltılması, doğrudan üretim maliyetlerinin ve genel giderlerin düşmesi demektir. Bu giderlerin azalması, karı artırmaya odaklı şirket yöneticileri ve yatırımcılar için caziptir. İkinci alternatif için yatırım yapılması gerekse bile kısa ve orta vadede kendini finanse edecek ve şirketin enerji gideri düşecektir. Yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanmak, şirketin küresel veya devlet politikaları ile hızlı değişen enerji fiyatlarına bağımlılığını ortadan kaldıracaktır ki bu da önemli bir kazanımdır. Bütün bunlara ek olarak yapılacak tüm çalışmaların önemli bir sosyal boyutu da vardır. Küresel ısınma sorununun çözümüne katkı sağlayarak, hem şirket çalışanlarının yaşadığı hem onların çocuklarının yaşayacağı Dünya’yı daha yaşanır kılacaktır. Bu; aynı sorumluluğu taşımayan kurumların yanında şirketi, müşterilerinin ve yatırımcılarının gözünde çok farklı ve olumlu bir konuma taşıyacaktır.

Küresel ısınmayı önleme çalışmalarına sanayinin katılımı mecburi ve açıklanan nedenlerle caziptir. Peki şirketler nasıl bir yöntem izlemelidir?

II. KARBON AYAK İZİ KÜÇÜLTME YOL HARİTASI

Karbon ayak izi, fosil yakıttan elde edilen enerjiyi tüketen her faaliyetin ortaya çıkardığı karbondioksit miktarıdır. Fosil yakıt tüketimi ile karbon ayak izi arasında doğru orantı vardır. Biri artarsa diğer büyür veya biri azalırsa diğeri küçülür. Bu nedenle şirketler için karbon ayak izi küçültme yol haritasının ana amacı, fosile dayalı enerji kullanımını azaltmak için yapılacakları belirlemektir. Yenilenebilir enerji kaynakları, güneş ve rüzgar bile sonsuz değildir. Bu nedenle sonsuz bir kaynak olmayan enerjinin şirketler tarafından daha bilinçli tüketimini sağlamak bu çalışmanın bir diğer amacı olmalıdır.

Enerji kapalı bir sistemdir. Yoktan var, vardan yok edilemez. Sadece bir formdan bir başka forma dönüşür. Şirketlerde enerjiyi kullanarak işe dönüştüren üç unsur vardır; insan, sistem ve teknoloji. Bu nedenle Karbon Ayak izi küçültme yol haritasının benzer şekilde insan, sistem ve teknoloji boyutu olmalıdır (Şekil 1). Bu unsurlar faaliyetlerinde birbirlerini etkilerler. İnsan sistemi kurar, teknolojiyi kullanır. Teknoloji sistemin bir parçası olur ve insan tarafından kurulup, kullanılır, kontrol edilir. Sistem insansız çalışmaz ve teknolojiye ihtiyacı vardır.
Şekil 1. Üretim, İşletim ve Yönetim Faaliyetlerinin Unsurları

İnsan, sistem ve teknoloji enerji kullanır ve herbiri için yapılacak enerji tasarrufu çalışmaları farklı olacaktır. İnsanoğlu tarafından yaratılan sistemler ve teknoloji küresel ısınma sorununa neden oldu, çözüm üretecek olan yine insanoğludur. Günümüzde ağırlıklı olarak fosil yakıtlardan elde edilen enerji, malesef yarattığı sorunlar hiç düşünülmeden dikkatsizce, hesapsızca kullanılıyor. Kullanıcılar tarafından “fiyatının ödenmesi” tüketebilmek için yeter şart kabul ediliyor. Oysa enerji kullanan her bireyin ve her şirketin küresel ısınmada sorumluluğu vardır. Bu nedenle, bireylerin enerji kullanım alışkanlıkları gözden geçirilip, daha az tüketme alışkanlığı kazandırılmalıdır. Şirketler de benzer ilkeleri olan enerji politikaları oluşturmalıdır. Şirket düzeyinde; çalışanların küresel ısınma sorununu anlayıp çözümü için sorumluluk alması, karbon ayak izini küçültmenin gerekliliğine ve faydalarına inanması, üst yönetimin karbon ayak izini küçültme çalışmalarını desteklemesi, uygulama düzeyinde tüm çalışanların enerji kullanımına özen göstermesi bu bakımdan büyük önem taşır.

Sanayi, sistem düzeyinde, verimsiz uygulamaları nedeniyle de fazla enerji kullanmaktadır. Proseslerin, üretim ve işletim faaliyetlerinin enerji açısından gözden geçirilmesi, verimsiz uygulamaların belirlenip, iyileştirilmesi enerji tasarrufu sağlayacaktır.

Enerji tüketimini dikkate almayan eski teknolojiler, bakımsız makina parkları, yetersiz ekipmanlar sanayinin enerji tüketimini artırır. Kullanılan ekipmanların daha az enerji tüketecek şekilde bakımlı tutulması veya iyileştirilmesi, seçilecek yeni teknolojiler için enerji tüketiminin önemli bir kıstas olarak dikkate alınması şirketlerin enerji tüketimini azaltacaktır.

Karbon ayak izi küçültme yol haritasının beş ana çalışması, şirket içi enerji kültürü oluşturmak, enerji haritası çıkarmak, enerji denetimi yapmak, enerji çemberi modeli kurmak, karbon maliyetini muhasebe sisteminde takip etmektir.

II.i. ŞİRKET İÇİ ENERJİ KÜLTÜRÜ

Küresel ısınma dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın, hangi şirkette çalışırsa çalışsın her bireyi etkiliyor. Çözümünde de her bireye ve her şirkete düşen görevler var. Bu görevlerin sahiplenilmesi ve sürekliliği için kurumsallaşması gereklidir. Bu da şirketiçi kültürün oluşması ile mümkündür. Şirket içi enerji kültürü; enerji tasarrufu, enerjinin verimli kullanımı, yenilenebilir enerji kaynaklarının tercih edilmesi anlayışının hakim olması ve uygulamaların gelenekleşmesi olarak tanımlanabilir. Küresel ısınma sorununun çözümü uzun zaman alacağından, bu kültürün şirketlerde yerleşmesi kritik öneme sahiptir. Küresel ısınma ile karbon ayak izi arasındaki bağı anlatan ve karbon ayak izini küçültmenin çevre için, gelecek için önemini ve şirket için yararını vurgulayan, şirketin ve bireylerin sorumluluklarını benimseten bir eğitim, şirket içi enerji kültürünü oluşturmanın ve sürekliliğini sağlamanın ilk adımıdır. İkinci adım organizasyon yapısında değişiklik yaparak, enerji konusunda çalışmaları organize edecek bir ekip oluşturmak ve var olan görev tanımlarını yenileyerek, çalışanlara enerji ile ilgili yetki ve sorumluluklar vermektir.

Şirketlerde enerji kültürü oluşturmak ve organizasyon yapısını enerji kriterine göre yeniden yapılandırmak çok kapsamlı ve uzun vadeli çalışmalar olarak görülebilir. Hedef, “büyük düşünüp, küçük çaplı projelerle başlamak” olmalıdır. Enerji kültürünün şirket çalışanlarına kazandırılması ile çalışma alışkanlıklarında yapılacak çok ufak bir değişim, örneğin: bilgisayar ve ekranların tamamiyle kapatılması, çok büyük fark yaratabilir. Bu noktada ekran koruyucuların enerji tasarrufu sağlamadığını hatırlatmakta yarar var. Bir masa üstü bilgisayar ortalama bir saatte 120 Watt elektrik kullanır. Bir yıl boyunca çalışma günlerinde 8 saat açık kaldığı var sayılırsa, kullandığı elektrik 240 Kwattır ve yılda 175 kg CO2 salınımına neden olur. Eğer bu bilgisayar iş saatleri dışında kapatılmazsa, kullandığı elektrik ve CO2 salınımı 4.5 kat artarak, 1051 Kwat ve 760 kg. olur. 10 masa üstü bilgisayara sahip bir şirkettin sadece bilgisayarlardan kaynaklı CO2 salınımı yılda 7.6 tondur. Bu küçük örnekte görüleceği gibi, son derece basit bir önlem CO2 salımı açısından büyük, şirket gider tablosu açısından azımsanmayacak bir fark yaratabilmektedir.

Ucuzlayan uçak biletleri nedeniyle 1990 ile 2006 yılları arasında uçak kullanımını ve dolayısıyla havayolu taşımacılığı kaynaklı CO2 salımı dört kat artmıştır. Bir toplantı için İstanbul-Ankara arasında yapılacak uçak seyahatinin maliyeti yaklaşık 400 TL ve 430 kg. CO2 iken, aynı toplantı videokonferans şeklinde yapıldığında maliyeti 0 TL ve 0.4 kg CO2’dir (2 bilgisayarın, 2 saat açık olduğu varsayıldı). Genel olarak iş seyahatlerini azaltmaya çalışmak, özellikle uçak seyahatlerinden kaçınmak ve bunun yerine iş toplantılarını internet üzerinden telekonferans veya videokonferans olarak yapmak hem şirket gelir-gider tablosuna hem de şirket karbon ayak izine çok olumlu yansıyacaktır. Yıllık şirket ve bayii toplantıları için uçakla gidilecek mekanları seçmek yerine trenle ulaşılabilecek yerleri tercih etmek, yurtdışı konferans ve eğitim çalışmalarına katılımı en düşük seviyede tutmak şirketlerin ulaşıma dayalı masraflarını ve karbon ayak izilerini önemli ölçüde düşürecektir.

Kapalı ortamlarda yaşam ısısı 200C dolayındadır. Ofisler 10C fazla ısıtıldığında şirketin ısınma gideri ortalama %8 artar ve karbon ayak izi doğru orantılı olarak büyür. Kışın yazlık kıyafetlerle çalışıp, ofis ortamlarını sıcak tutmanın bedelini ödemek yerine biraz kalın giyinmek daha pratik ve ekonomik bir yöntemdir. Keza yazları pekçok kişiyi hasta eden soğutma sistemleri yerine camları açarak doğal havanlandırmayı tercih etmek de hemen uygulanabilecek bir yöntemdir.

Üretim alanlarında dolaşırken, fosil yakıt tüketen motorlu taşıtlar yerine bisikleti veya basit bir rüzgar pervanesinin şarj ettiği aküler ile çalışan elektrikli arabaları kullanmak bir başka yöntem olabilir.

Yapay aydınlatma yerine basit yansıtıcılarla doğal günışığı kullanmak hem çalışanların hem de Dünyanın yaşam kalitesini artıracaktır.

Yeşillik ve ağaçlar karbonu tutarlar. Şirketlerin mümkün olan heryeri yeşillendirmeleri ve ağaçlandırmaları, komşu arazilerin ağaçlandırılmasına destek olmaları karbon ayak izini küçülteceği gibi çalışanları motive de edecektir. Yeşili sevmek insanın doğasında vardır. Bina ve depo çatılarını yeşillendirmek hem ısı kaybını önlemek hem de karbonu tutmak adına çifte yarar sağlar.

Firmalar, bahçelerindeki otları biçmek için elektrikli çim biçme makinesi yerine Google şirketinin yaptığı gibi keçileri kullanabilir.

Şirket yönetimi ile çalışanlarının desteklediği her çalışma rahat uygulanır, yaygınlaşır ve kalıcı olur. Şirket yönetiminin ve çalışanların desteğini almak, şirket enerji kültürünü oluşturmanın en önemli adımıdır.

II.ii. ŞİRKET ENERJİ HARİTASI

Sanayinin kullandığı enerji miktarının ve maliyetin takibi kolaydır. Enerji faturaları ve saat ölçümlerine bakmak yeterlidir. Toplam enerji miktarı ve faturasının, üretim ile yönetim birimleri arasında paylaşımını, ürünler arasında dağılımını gösteren şirket enerji haritasıdır. Dağılım yöntemi, şirketin büyüklüğüne ve bağlı olduğu sektöre göre farklı olabilir. Bu harita, ürün, ürün grupları, iş akışları, prosesler, üretim ile işletim faaliyetleri, bölümler, binalar gibi farklı düzlemlerde enerjinin nerelerde, ne kadar kullanıldığını gösterir. Şirket enerji haritasının hazırlanması için bir sistem kurularak ölçümler ürün, bina, proses gibi alt kırılımlarda, üç ay, altı ay gibi belli aralıklarla yapılmalıdır. Harita, enerjiyi yoğun kullanan faaliyetlerin belirlenmesini sağlar. Böylece, tasarruf projelerinin odaklanacağı noktalar rahatlıkla seçilir. Ayrıca iyileştirme çalışmalarının sonuçlarının değerlendirilmesini mümkün kılar.

II.iii. ENERJİ DENETİMİ

Enerji denetiminin amacı, tarafsız bir gözle, sistemleri inceleyip, enerji kullanımı açısından zayıf noktaları, hataları saptamak, düzeltici önlemleri belirlemek ve sonra bu önlemlerin etkinliğini takip etmektir. Denetimlerde tetkik edilecek sistem elemanları; kişiler, prosesler, techizat, cihazlar, enerji faturaları ve saatlerdir. Denetimler düzenli olarak tekrarlanmalıdır. Enerji denetiminin aşamaları, planlama, uygulama, raporlama ve bir önceki denetim sonuçları ile karşılaştırmaktır. Denetim sonuçları, iyileştirme çalışmalarını ve şirketiçi enerji kültürü faaliyetlerini yönlendirmelidir. Kapsamlı denetim yapma imkanı veya ihtiyacı olmayan şirketler, yoğun enerji kullanan ısıtma, soğutma, havalandırma, aydınlatma sistemlerini denetleyebilirler. Denetimler altı aylık veya yıllık yapılırken, daha sık aralıklarla en çok enerji kullanan faaliyetler, Ek 1’de verilen basit kontrol listesi kullanılarak kontrol edilerek, tasarruf olanakları değerlendirilebilir. İşyerinin açık olduğu ve kapalı olduğu saatler arasındaki enerji kullanımını ölçerek takip etmek de, tasarruf yapılabilecek noktaların belirlenmesine yardımcı olacaktır.

II.iv. ENERJİ ÇEMBERİ MODELİ

Şirketlerin karbon ayak izi küçültme çalışmaları, Kalite Çemberine benzeyen bir model çerçevesinde uygulanabilir. Bu modele Enerji Çemberi Modeli diyelim. Enerji Çemberi Modelinin dört safhası vardır; planla, uygula, ölçümle, raporla (Şekil 2). İlk safhada karbon ayak izi küçültmek için yapılacak çalışmalar planlanır ve kimler tarafından, ne zaman, nasıl yapılacağı kararlaştırılır. İkinci safha, planlanan çalışmaların belirlenen sürelerde uygulanmasıdır. Üçüncü safhada denetim çalışmaları devreye girer ve uygulamaların etkinlikleri ölçümlenir. Son olarak bulgu ve sonuçlar raporlanarak, değerlendirilir. Bu model, bir döngü içinde belirli aralıklarla uygulandığında sürekli iyileşmeyi sağlar.


Şekil 2. Enerji Çemberi Modeli

II.v. KARBON MALİYET MUHASEBESİ

Maliyet muhasebesi basit, standart ve uluslararası kabul gören bir yöntemdir. Belli başlı dört amacı vardır:

Ürün ve hizmetlerin gerçek maliyetini belirlemek.
Ürün ve hizmetlerin fiyatlandırmasında rasyonel biz baz oluşturmak.
Maliyetlerin kontrolünü sağlamak.
Yönetimsel ve operasyonel kararlar verilmesine ve değerlendirilmesine yardımcı olmak.

Maliyet muhasebesinin kuralları basit olmakla birlikte, maliyetlerin tam doğrulukla belirlenmesi güçtür ve bir takım maliyetler yaklaşık olarak hesaplanarak kullanılır. Üretim sistemlerinde ana maliyet kalemleri direkt malzeme,direkt işçilik ve genel giderlerdir. Bunların tanımları ve kapsamlarına burada girmeyeceğiz, maliyet muhasebesi kitaplarında bulunabilir. Maliyet muhasebesi, şirketlerin karbon ayak izini küçültme çalışmalarına uyarlanarak kullanılabilir. Buna Karbon Maliyet Muhasebesi diyelim. Karbon maliyet muhasebesinin amacı;

Ürün ve hizmetlerin karbon ayak izlerini belirlemek,
Yönetimsel ve operasyonel kararlar sonucu değişebilen karbon ayak izlerinin kontrolünü sağlamak,
Karbon ayak izlerinin küçültülmesine dönük kararların verilmesine ve sonuçların değerlendirilmesine yardımcı olmaktır.
Yenilenebilir enerji kaynaklarına yapılacak yatırımların karbon ayak izi açısından değerlendirilmesine yardımcı olmaktır.

Firmaların belli dönemde kullandığı toplam enerji miktarı ve bu enerjinin kaynağı bellidir. Enerjinin bir bölümü bir ürünün üretiminde doğrudan kullanılır ki bu direkt enerji miktarıdır. Ayrıca ısıtma, aydınlatma, soğutma, havalandırma, seyahat, ulaşım, yemek vs. için harcanan genel enerji miktarı vardır. Genel enerji miktarının, ürünlere firmanın belirleyeceği kurallar çerçevesinde dağıtılması gerekir. Dağıtım için şirket enerji haritası kullanılır. Daha sonra her ürünün kullandığı direkt ve genel enerji miktarları, türüne göre elektrik, doğal gaz, LPG, kömür, benzin için verilen katsayılarla çarpılarak ürettikleri karbondioksit salınımları hesaplanır ve toplanır. Böylece ürün ve hizmetlerin karbon ayak izleri hesaplanmış olur. Karbon Maliyet Muhasebesi sistemi, şirketler güneş, rüzgar gibi sıfır karbondioksit salan enerji kaynaklarına yatırım yaptığında, yatırım faaliyetlerinin (malzeme, taşıma, inşaat faaliyetleri) karbon ayak izlerini, üretim ve yönetim faaliyetlerinde bu enerjinin kullanılmasından dolayı küçülen şirket karbon ayak izi ile karşılaştırma imkanı sağlar. Ürün ve hizmetlerin finansal ve karbon maliyetlerinin birlikte takip edilmesi hem şirketin hem Dünyanın sürekliliği için şarttır.

III. SON SÖZ
Küresel ısınmanın sorunu giderek Dünyayı ve yaşamı tehdit eden bir boyuta geliyor. Karbondioksit salımını en kısa zamanda kalıcı bir şekilde azaltılmalıdır. Bunun için fosil enerji kaynaklarını kullanarak karbondioksit salan şirketlere de büyük sorumluluk düşüyor. Enerji konusunda yapacakları tercihler, verecekleri kararlar, kuracakları sistemler ve seçecekleri teknoloji, sadece şirketlerin değil Dünyanın sürekliliğini de garantileyecek. Karbon ayak izi küçültme reçetesi, farklı büyüklükteki şirketler tarafından uygulanabilir. Şirketler, karar mekanizmalarına karbon ayak izi kavramını dahil etmeli, büyük düşünmeli, küçük çaplı projelerle başlamalı ama hemen harekete geçmeliler.

KAYNAKLAR:

1. Mark Lynas, Çeviri: Neşet Kutluğ, “Karbon Ayak İziniz”, “Açık Radyo” Kitapları.
2. Jeremy Rifkin ve Ted Howard, “Entropi Dünyaya Yeni Bir Bakış”, İz Yayıncılık.
3. Jonathan Neale, “ Küresel Isınmayı Durduralım, Dünyayı Değiştirelim”, Yordam Kitap.
4. www.tufts.edu/tie/tci/Computers.html , “Computers and Energy Efficiency”.
5. http://www.carbontrust.co.uk/, “Energy Saving Fact Sheet: Energy Management”.
6. http://www.hurriyet.com.tr/teknoloji/11579537.asp, “Google’in Keçi Merakı”.
7. Muhittin Şimşek, “Toplam Kalite Yönetimi”, Alfa Yayınları.
8. E. Paul DeGarmo, William G. Sullivan, John R. Canada, “Engineering Economy”, Macmillan Publishing Co., Inc.

EK 1. Enerji Tasarrufu Kontrol Listesi

A. Isıtma
i. Termostatlar en düşük konfor ısısına mı ayarlanmışlar? Çalışıyorlar mı?
ii. Kapı veya pencerelerden soğuk giriyor mu?
iii. Isıtma veya soğutma sistemleri çalışıyorken, pencere ve kapılar açık mı?
B. Aydınlatma
i. Tungsten ampüller kullanılıyor mu?
ii. Lambalar, ampüller, tavan veya duvar aydınlatmaları tozdan arındırılmış ve temiz mi?
iii. Kullanılmayan odalarda veya doğal ışığın yeterli olduğu yerlerde lambalar yanıyor mu?
iv. Eski geniş çaplı floresan lambalar kullanılıyor mu?
C. Ofis
i. Bilgisayarlar çalışma saatleri dışında açık mı?
ii. Ekranlar yemek saatlerinde veya çalışma saatleri dışında açık mı?
D. Fabrika
i. Hava basan fanlar, kompresörler, pompalar, soğuttukları makina çalışmazken çalışıyorlar mı?
ii. Kompresörlerden kaçak hava sesi geliyor mu?

Oyun Engel Tanımaz !!! - 2009

Yayın Detayları: "Sürdürülebilir Yaşam Eki" Cumhuriyet, Haziran 2009.

Yaklaşık bir yıl önce daha yaşanır bir dünya yaratmak için minik bir adım attım. “Sürdürülebilir Yaşam Oyunları”nı oynatmaya başladım. Bu oyunlar, kişileri “Sürdürülebilir Yaşam”a eğlendirerek hazırlamayı amaçlıyor. Sürdürülebilir yaşam, kişisel gelişimi, saygılı, dürüst, samimi ve iyi niyetli iletişimi, anlayışı, sorumluluğu, şiddetsizliği, dayanışmayı, anlaşmayı, çözüm odaklı olmayı, toplumun iyiliğini kişisel çıkarların üzerinde tutmayı, takım ruhunu, Doğa’ya saygı duymayı ve O’nun bir parçası olmayı destekliyor, Doğa ile kurduğumuz ilişkiyi zenginleştirip güçlendiriyor.

Yaşadığım bir yıllık serüven sırasında bir yandan farklı sosyo-ekonomik-etnik gruplara oyun oynatma imkanım oldu, diğer yandan oyunların kapsamı zenginleşerek, gelişti. Ekoloji, çevre koruma, doğa bilgisi, proje tasarımı, harita okuma, yön bulma, doğal malzemeler ile sanatsal etkinlikler eklendi. Her yaşta, her boyda ve farklı fiziksel, zihinsel kapasiteye sahip insanların ihtiyaçlarına uygun farklı oyun programları hazırladım. İlk başlarda, her seferinde değişik insanlarla oyun oynama fikri beni ürkütüp, korkutsa da, zaman içinde bu durumun “karma”ma çok uygun olduğunu anladım. Katılımcılar, oyun oynayarak doğrudan, birebir yaşayarak öğrenirlerken, sözlü paylaşımlarla birbirlerine yakınlaştılar. Grupların ihtiyaçlarına ve kapasitelerine göre bir yandan var olan oyunları uyarladım diğer yandan yeni oyunlar tasarladım.

Büyükada’da yürüyüş sırasında ağaçlara sarılıp, onları hissetmeye ve sohbet etmeye çalıştık. Katılımcılardan birisi, sohbet etmeye çalıştığı ağacın çok utangaç olduğu için konuşmadığını hissetmiş. Anneler Gününde yaptığımız oyun etkinliğinde, katılımcılardan yürüyüş sırasında doğayı tüm duyuları ile algılamaya çalışmalarını ve annelerini hatırlatan bir şey bulmalarını istedim. Yürüyüşte minik bir derenin yanından geçtik. Katılımcılardan birisi, bu derenin şırıltısını annesinin cıvıl cıvıl neşeli sesine benzetti. Her iki sesin kendisine neşe, huzur ve mutluluk verdiğini söyledi. Yoğun ve stresli iş ortamından çıkıp, bizimle yürüyüşe gelen profesyonellerle oyunlar oynadık. Sürdürülebilir Yaşam Oyunlarının birbirlerini yakınlaştırdığını, aralarındaki güven ve iyi niyet duygularını güçlendirdiğini söylediler. Nesin Vakfı’nda oyun günü düzenledik. Tüm çocuklar, bakıcı anneler ve yöneticiler katıldı. Vakıf bahçesinde “Güzellik Yürüyüşü” yaptık. Bir çocuk, dört aydır burada olduğunu fakat ilk defa kurbağaların sesini, yaprakların hışırtısını, lavantanın kokusunu duyduğunu söyledi.

Bizden 1e Kişisel Gelişim Merkezi’nde Anne-Çocuk oyunları oynadık. “Benim Annem Doğa Oyunu”nda çocuklar annelerini anımsatan doğal bir nesne seçtiler ve neden seçtiklerini gruba anlattılar. Çocuklardan biri, annesinin iyimserliğini ve saçlarının rengini hatırlattığı için palamut seçti ve “Annemin iyimserliği bu palamutun düzgün parlak yüzeyi gibi parlak” dedi.

Limanköy’de düzenlenen yaz okulu için, Thomas Seton’un çok sevdiğim “İnsanları doğaya çıkarmak yeterli değil. Onlara doğadan keyif almayı öğretmek lazım” sözünü esas alan bir oyun programı hazırladım. Oyunlara yaşları 5 ile 15 arasında değişen 30 çocuk katıldı. Hep birlikte köy meydanında oyunlar oynadık, kütüphanede dans ettik, yürüyüşler yaptık, Vivaldi’nin “Dört Mevsim” müziği eşliğinde projeler tasarladık. Proje çalışmasında, çocuklara köylerinin geleceği açısından önemli olacak üç konu tanıtıldı; organik tarım çiftliği, orman ve doğa müzesi ve evsel atık suların arıtılması için bitkisel arıtma sistemi. Gruplara ayrılan çocuklar verilen bilgiler ışığında, kütüphanedeki kaynakları da kullanarak Limanköy için projeler geliştirdiler. Kartonlara yazıp, çizdikleri projelerini önce kendi arkadaşlarına, sonra köy meydanında ailelerine ve köy halkına sundular. Biri gündüz diğeri gece iki grup yürüyüşü yaptık. Çocuklar yürüyüşler sırasında beş duyularını aktif olarak kullanarak kendilerini en çok etkileyen doğal güzellikleri belirlediler ve arkadaşları ile paylaştılar. Karanlık aysız bir gecede yaptığımız gece yürüyüşü çocuklar için unutulmaz bir macera oldu. Karanlıktan ürken çocuklar, fener ışığı ile korkunç yüz ifadeleri yapıp kahkahalarla güldüler. Aya ait öyküler dinlediler, belli başlı yıldızları öğrendiler, Samanyolu galaksisinin izini takip ettiler, kayan bir yıldız görüp heyecanlandılar. Hep birlikte fenerleri söndürüp “gece görüşü” ile karanlıkta ilerlemeyi denedik. Karanlıkta görebilmeleri hepsini çok şaşırttı. Gecenin süprizi çalıların arasında parlayan gözler oldu. Karanlıkta parlayan noktaları görünce korkup çığlık atan çocuklar sonra bunların çalıların arasına yuva yapmış kuşların gözleri olduğunu anladılar ve kuşları ürkütmemek için sessizce uzaklaştılar.

Sulukule Platformu’nun daveti üzerine düzenlediğimiz oyun etkinliğine, Romen çocuklar ile mahallede yaşayan diğer etnik kökenli çocuklar katıldı. Yıkıntıların arasında, yokluk içinde, tedirgin günler geçirmelerine rağmen, çocuklar hayatın aydınlık yüzünü görebildikleri için çok eğlendiler. Çember olmak için elele tutuştuğumuzda, küçük bir kızın yalnız kaldığını gördüm. Bitli ve sümüklü diyerek kimse O’na yaklaşmak istemiyordu. Benim mendil verip elinden tuttuğumu gören bir başka çocuk diğer elinden tuttu ve çemberi tamamladık. “Ben Doğa Oyunu”nda, doğal nesneler arasında kendilerine ilginç gelen birisini seçmelerini söyledim. Bir çocuk, kökündeki deseni ve kokusunu beğendiği için kozalağı seçti. İstanbul’da yaşamasına rağmen hiç çam görmemiş. Deniz kabuklarını kulaklarına dayayıp denizin sesini duymaya çalıştılar, müzikle birlikte dans ettiler. Platform gönüllüleri, çocukların ilk defa bu kadar uzun süre bir arada kaldıklarını söyledi.

Oyunları ilk defa fiziksel engelliler ile oynama imkanım oldu. Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği’ndeki oyun etkinliğine, hareket kabiliyeti kısıtlı, tekerlekli sandalye kullananlar ve dernek çalışanları katıldı. Oyunların tekerlekli sandalye kullananlara uyarlanmasını birlikte yaptık. Bir katılımcı, genelde içine kapanık olduğunu, fakat oyunların kabuğunu kırmasına yardımcı olduğunu söyledi. “Ben Doğa Oyunu”nda kendilerini bir doğal nesne ile özleştirdiler. Katılımcılardan biri, öldükten sonra bile başka canlıların yaşaması için ortam sağladığı, karıncalara, solucanlara ve başka canlılara ev sahipliği yaptığı için salyangozu seçti. “Yansıma Oyunu”nda eşleştiğim kişi, ilk önce dans edemeyeceğimi düşünerek yapamayacağını söyledi. Çünkü O’na göre dans için ayakta olmak gerekirdi. Başı ve hareket eden sağ kolu ile dans figürleri yapabileceğini hatırlattım. İlk önce ben O’nun dans figürlerini taklit ettim daha sonra O benimkileri. İki katılımcı tekerlekli sandalyeleri ile inanılmaz dans figürleri yapıp, bizden yoğun alkış aldılar. Müzik ve dans etmek herkesi hareketlendirip, eğlendirdi.

Doğa Derneği ile Metin Sabancı Spastik Çocuklar ve Gençler Merkezi’nden gelen gençler için açık hava oyun etkinliği düzenledik. Doğayı farkedip, sevmeleri ve Doğa’nın şifa veren gücü ile rahatlayıp, mutlu olmalarına dönük oyunlar oynadık. Pekçoğu tekerlekli sandalyede oturuyordu ve hareket kabiliyetlerii çok kısıtlıydı. Bir kısmı zihinsel özürlüydü. Öğretmenlerinin de yardımıyla oyunları uyarladık. Başlangıçta gelmekten hiç memnun olmayan ve oyunlara katılmayan bir gencin en son oyunda gruba katılarak bizimle oyun oynaması çok sevindiriciydi. “Doğayı Hisset Oyunu”nda gözlerini kapatıp, bulundukları yeri ve Doğa’yı diğer duyuları ile algılamaya çalıştılar. Seslere, kokulara, rüzgara, bitkilerin dokularına odaklanmayı denediler. Daha sonra hissettiklerini gruba anlattılar. Tekerlekli sandalyede oturan, yürüyemeyen, konuşamayan, ellerini kullanamayan bir genç, cep telefonunun tuşlarına basarak hissettiklerini yazdı ve öğretmeni bize okudu, “Boğazdan buraya kadar gelen deniz kokusuna bayıldım”.

ODTÜ’de düzenlenen Sürdürülebilir Yaşam Çalıştayı’nda bu oyunları oynamış ve insanlar üzerinde yarattığı mucizevi etkiyi deneyimleyip gözlemlemiştim. Bu deneyim “Sürdürülebilir Yaşam Oyunları”nı geliştirmem için bana ilham vermişti. Bir yıllık serüvenimde bu mucizevi etkinin gücünü görme şansım oldu. “Oyun” sözcüğü her ne kadar çocuğu, eğlenceyi çağrıştırsa da, “Sürdürülebilir Yaşam Oyunları” basit olsalar da, aslında her yaştan ve her kapasitedeki insan için kişisel gelişimin ve yaşayarak öğrenmenin ciddi bir aracı. Oyun oynamak eğlendirmenin ötesinde, insanları kaynaştırıyor, sözlü paylaşımı kolaylaştırıyor, olumlu duyguları geliştiriyor, birlik duygusunu güçlendiriyor. Oyun hiçbir engel tanımıyor!