22 Ekim 2008 Çarşamba

Yok Olmuyor, Sağlıksız ve Çok Pahalı: Nükleer Atık - 2006

Yayın Tarihi:
“Yok Olmuyor, Sağlıksız ve Çok Pahalı: Nükleer Atık”, Buğday Dergisi, İstanbul, Eylül-Ekim 2006 sayısı.

Dünyada şu an aktif olarak çalışan 441 adet nükleer santral var. Herbiri her yıl 30 metrik ton radyoaktivitesi çok yüksek olan atık yakıt üretiyor. 2000 yılı itibariyle dünya genelinde biriken nükleer atık yakıt 220.000 ton ve bu miktar her yıl yaklaşık 10,000 ton artmakta.

Nükleer santralı olan her ülkenin bu atıklarla başı dertte. Başta ABD olmak üzere Çin, Hindistan, Avrupa ülkeleri “ucuz”, “temiz” enerji kaynağı olarak seçtikleri nükleer santralların yarattığı tehlikeli atıklarla uğraşıyorlar. Yok etmek değil amaçları sadece üstlerini örterek zararsız hale getirmek. Çünkü nükleer atıkları yok etmek mümkün değil. Zararsız hale getirmek için onbinlerce yıl çok korunaklı ortamlarda saklamak gerekiyor. Atıkların saklanması ise hem çok tehlikeli hem de çok pahalı yöntemlerle mümkün. Bu yöntemler, kendi ülkelerinde toprağa veya okyanusların dibine gömmekten, başka ülkelere ithal etmeye ve uzaya göndermeye kadar değişiyor.

Türkiye’de hükümetçe yapımı planlanan üç nükleer santral kurulduğu takdirde bizim de radyoaktif atıklarımız olacak. Bu atıkların yaratacağı tehlikelere maruz kalacak, çıkan maliyetleri yüklenip sorunlarıyla uğraşmak zorunda kalacağız.

Nükleer Atıkların Oluşumu


Radyoaktif nükleer atıklar, nükleer enerji üretim akışının hammadde olan uranyumun topraktan çıkarılmasından, işlenmesine, radyoaktif atıkların saklanmasına ve en son nükleer santralların sökülmesine kadar her aşamasında oluşur. Bunlar içerdikleri radyoaktiviteye göre düşük, orta ve yüksek seviye atık olarak sınıflandırılırlar.

Düşük seviye atıklar daha çok hastahane, laboratuvar ve endüstride oluşur. Kullanılan kağıt, kıyafet, eldiven gibi radyoaktivite bulaşan eşyalardır. Dünyadaki toplam radyoaktif atık haciminin %90’ını oluştururlar ama radyoaktivite düzeyleri sadece %1’dir. Hacimleri küçültülüp korunaklı şekilde gömülerek saklanabilirler. Yeniden kullanımları mümkün değildir.

Orta düzeyli atıklar, santral parçalarından veya sökülen santral malzemelerinden oluşur. Nükleer atık haciminin %7’sine, radyoaktivitenin %4’üne sahiptir. Korunaksız olarak toprağa doğrudan gömülmeleri tehlikelidir.

Nükleer santralların oluşturduğu atık yakıt yüksek düzey olarak sınıflandırılır ve çok tehlikelidir. Uranyum, plutonyum gibi radyoaktif elementler birkaç metre ötelerinde ışınlarına maruz kalan canlıları birkaç saniye içinde öldürebilirler. Onbinlerce yıl sonra radyoaktivite düzeyleri azaldığında bile canlıları birkaç dakika içinde öldürme gücüne sahiptirler. Radyoaktif atıkların içindeki hacimleri %3 iken radyoaktivitenin %95 ine sahiptirler.

Bir nükleer santral yılda ortalama 25-30 ton radyoaktif atık yakıt üretir. Basit bir hesapla aktif olan nükleer santrallar her yıl ortalama 10,000 metrik ton atık yakıt üretmektedir. 2003 itibariyle sadece ABD’de 49,000 metrik ton yüksel düzeyli nükleer atık yakıt birikmiştir. İngiltere’de biriken nükleer atık yakıt miktarı ise yaklaşık 47,000 metrik tondur. Nükleer enerjiden vazgeçen İsveç’in 9,000 metrik ton nükleer atık yakıtı vardır. Dünya uranyum talebinin %25’ini karşılayan Kazakistan’da 500 ayrı nokta toplam 230 milyon ton radyoaktif atık bulunmaktadır.

Nükleer santrallar 30-40 yıl içinde ömürlerini tamamlarlar ve birer nükleer atık haline gelirler. Sökülmeleri, parçaların radyoaktivite düzeylerine göre sınıflandırılmaları ve bertaraf edilmeleri çok uzun, masraflı, tehlikeli ve güç bir süreç. Şu ana kadar henüz yapılmadı. Bu nedenle deaktif edilme ve sökülme sürecinde çıkacak sorunlar ve masraflar tam olarak bilinmiyor.

Toprağa Veya Okyanusa Göm; Başka Ülkelere İthal Et; Uzaya Gönder


Bu atıkları yok etmek mümkün değil. Tek yol çok korunaklı radyoaktivite sızdırmayan ortamda radyoaktiviteleri canlılara zarar vermeyecek düzeye düşünceye kadar onbinlerce yıl bekletmek. Örneğin; yarıömrü 24,000 yıl olan plutonyumun tehlikesiz hale gelmesi için 250,000 yıldan daha uzun zaman geçmesi gerekmekte.

Peki bu atıklar onbinlerce yıl nerede ve nasıl saklanacaklar? Toprağın hemen üstünde mi yoksa olabildiğince altında mı, okyanusun dibinde mi, kaya bloklarının altında mı, yoksa uzayda mı? Saklama kapları bu kadar uzun süre korozyona uğramadan sağlam kalabilecek mi? Ekolojist dergisi Temmuz sayısında “Manş denizi 5,000 yıl önce yoktu. Öyleyse 1 milyon yıl veya daha uzun süre güvende kalacak şekilde nükleer atıklarımızı nereye gömebiliriz?” sorusuyla bu sorunlu noktaya anlamlı bir şekilde değiniyor. Depremler oluyor, yanardağlar patlıyor, kara parçaları hareket ediyor, küresel ısınma ile deniz seviyeleri yükseliyor. Coğrafi anlamda bu kadar hareketli olan dünyada atıkları onbinlerce, yüzbinlerce yıl güvenli saklamak mümkün mü?
Nükleer atıklar bugüne kadar nükleer santrallerdeki geçici depolama alanlarında saklandı. Bu depoların kullanım süreleri dolmak üzere ve hiçbir ülke sürekli depolamaya başlamış değil. 1987 yılında ABD hükümeti Nevada eyaletindeki Yuca dağını sürekli depolama alanı olarak seçmesine rağmen yerel halk, yönetim ve çevre örgütlerinin şiddetli tepkisi nedeniyle uygulamaya geçemedi. Sürekli depolama için yüksek düzeyli nükleer atıkların bulundukları yerlerden taşınması gerekiyor. Taşıma işlemi çok daha büyük riskler içeriyor. Terör örgütlerinin hedefi olmak bunlardan sadece birisi. Amerika’da taşıma yolları üzerindeki tüm eyaletler davalar açarak nükleer atıkların taşınmasına karşı çıkıyorlar.

Atıklardan kurtulmanın bir diğer yolu, nükleer atıklarını gelişmekte olan ülkelere yasal olmayan yollarla göndermek. 1993 yılında Çin, 1980’li yıllarda Tibet platosuna nükleer atıkları depoladığını açıkladı. The International Campaign for Tibet (ICT) örgütü tarafından yayınlanan bir rapora göre depolama alanının civarındaki köylerde kanser ölümleri ve hastalık oranlarının anormal oranda arttı. Haziran ayında Çanakkale Ezine ilçesi Geyikli halk plajında tesbit edilen yüksek radyasyon oranları nükleer atıkların kontrolsuz ve serbestçe taşınıp keyfi olarak herhangi bir ülkenin sularına veya kıyılarına bırakılabileceği şüphesini desteklemekte.

Nükleer atıkların uzaya gönderilmesi bile düşünülüyor. Bu yöntem teknik olarak bugün mümkün değil ve çok pahalı. Buna rağmen dünyada saklanması çok riskli olduğundan ciddi olarak değerlendiriliyor.

Diğer Sorunlar

Washington Post gazetesinde çıkan bir habere göre ABD’de nükleer santrallerde atık yakıtların envanterlerinin sağlıklı tutulmadığı devletin resmi organlarınca kabul edildi. 3 santralde atıkların kaybolduğu kanıtlandı. Bu halk sağlığı ve güvenliği açısından büyük bir risk. Atıklar hala bulunamadığı için bu riskin büyüklüğü tahmin edilememekte.

Nükleer atıklardan plutonyum yeniden işlense de risk devam ediyor. 2003 yılında İngiltere’de plutonyum gerikazanım tesislerinden 30 kg. plutonyumun kaybolduğu açıklandı. 10 kg. plutonyum ile büyük bir şehir merkezini darmadağan edecek bir bomba yapmak mümkün. Bu nedenle kaybolan nükleer atık yakıtların doğuracağı bir diğer önemli ve büyük risk terror örgütlerinin eline geçme olasılığı. İşlenmiş veya işlenmemiş olsun plutonyumun terör örgütlerince çalınmaması için yüksek güvenlik önlemleri alınması gerekiyor.

Bir nükleer santralı açtıktan sonra kapatmak büyük sorun. İşlevdışı kaldığı an bir nükleer atık haline dönüşüyor. İsveç birkaç yıl içinde 12 santralini kapatarak 40 yıl süren nükleer enerji macerasını sonlandıracak. Şu an iki ana sorunla uğraşıyorlar. İlki var olan 9,000 yüksek düzeyli atık yakıtı ne yapacaklar? İkincisi 12 santralde üretim durunca söküm işini nasıl halledecekler? Çünkü nükleer santralların sökülmesi zor, karmaşık, tehlikeli ve çok masraflı.

İnsanlar hata yapar ve nükleer santrallarda insan hatalarından kaynaklanan atık sorunları yaşanmakta. Büyük nehirler veya okyanus ile deniz kıyılarına inşa edilen santrallarda ihmal, dikkatsizlik ve kazalar sonucu sızıntılar olmakta, radyoaktiv atıklar suya karışmakta bazen atıkların yanlış sınıflandırılması sonucu yüksek düzeyli atıklar düşük düzeyli atık çöplüklerine gönderilmektedir. Sunday Times İngiltere’deki bir nükleer santrale 30 km uzaklıktaki halk plajında yüksek düzey nükleer atıklara raslandığını duyurdu. Yüksek düzeyli atıkların yarattığı sorunlar bir yana düşük düzeyli nükleer atıkların gömüldüğü yerlerde radyasyon sızıntısı olduğu belirlenmiş. Bir süre önce yapılan bir araştırmaya göre İngiltere’de insanlar 30 tane olan nükleer atık saklama alanlarından ortalama 42 km uzakta yaşıyorlar. Bu, nüfusun radyoaktif sızıntıya maruz kalma riskinin ne kadar yüksek olduğunu gösteriyor.

Peki Maliyetler?

İngiltere’de 52 milyar sterlin olan tahmini nükleer atık bütçesi 70 milyar sterline yükseldi. Amerika’da 77,000 ton atık kapasiteli Yuka dağı sürekli depolama projesinin bütçesi 60 milyar dolardır ve işlev dışı kalan nükleer santralların söküm maliyetinin tahmini 450 milyar dolar olacağı öngörülmektedir.

ABD’de elektrik tüketicileri nükleer atık bertaraf masrafları için kullandıkları kilovat başına 1 cent ödüyorlar.

Bütün Bunlar Ne İçin?

Türkiye’de nükleer santral kurulursa olacakları tahmin etmek hiç güç değil. Radyoaktif atıkları onbinlerce yıl güvenli şekilde saklamak, çalınmalarını engellemek için uğraşacağız. Bilinen, bilinmeyen, öngörülen, öngörülemeyen pekçok risk alacağız. Radyoaktivite sızıntıları, bulaşması ve bunların yaratacağı her türlü kirlilik ve diğer olumsuzluklarla boğuşmak zorunda kalacağız. Para , zaman, emek harcayacağız. Peki bütün bunlar ne için? Artan elektrik enerji ihtiyacını karşılayacak “en ucuz” kaynak olduğu iddia edilen nükleer enerji elde etmek için. Hem sağlığımızdan hem paramızdan olma pahasına. Bu bir şaka olmalı diye düşünüyor insan ister istemez. Kötü bir şaka...

Unutulmamalıdır ki üretilecek enerji miktarı her kaynağın sonlu olduğu bir evrende sonsuz değildir. Enerji talebi kontrol altına alınmalıdır. Bu bağlamda enerji tasarrufu önemli ve gereklidir. Güneş, rüzgar, jeotermal gibi insana ve doğaya dost kaynaklardan enerji elde edilmelidir. Bu nedenle ülkeler enerji stratejilerini, enerjinin tasarrufuna odaklanarak, yerel yenilenebilir temiz enerji kaynaklarının kullanımını hedefleyerek oluşturmalıdır.

Kaynaklar

The Ecologist, “Nükleer Waste Decommissioning”, Temmuz-Ağustos 2006,
Greenpeace, “Waste”, http://www.greenpeace.org/international/campaigns/nuclear/waste#.
BBCNews, “Warning on nuclear waste disposal”, 4 Nisan 2005, http://news.bbc.co.uk/2/hi/science/nature/4407421.stm
Shankar Vedantam, “Nuclear Plants Not Keeping Track of Waste”, 12 Nisan 2005, http://www.washingtonpost.com/wp-dyn/articles/A44916-2005Apr11.html
John Bennett, “Nuclear Waste Dumping Plan Stalls in Kazkhstan”, 28 Ocak 2003, http://www.eurasianet.org/departments/environment/articles/eav012803.shtml
“Radioactive Waste Management”, Temmuz 2002, http://www.uic.com.au/wast.htm
“Nuclear Power”, http://en.wikipedia.org/wiki/Nuclear_power
Jeremy Lowell, “Nuclear Waste: Bury It and Forget?”, 9 Mart 2006, http://www.commondreams.org/headlines06/0309-01.htm
Jonathan Coopersmith, “Nuclear Waste in Space?”, 22 Ağustos 2005, http://www.thespacereview.com/article/437/1