22 Ekim 2008 Çarşamba

Nükleersiz Bir Dünyaya Barış İçinde Yürüyorum- Timur Daniş ile söyleşi - 2007

Yayın Tarihi:
“Nükleersiz Bir Dünyaya Barış İçinde Yürüyorum- Timur Daniş ile söyleşi”, Git Magazine, İstanbul, Eylül-Ekim-Kasım 2007 sayısı.

Yürüyüşçü, Aktivist, Çevreci, Gazeteci…

Otostopla seyahat eden, hiciv adamı, aktivist, yürüyüşçü, çevreci gazeteci, yazar Timur Daniş’le yürüdük ve yürürken “yürüyüş felsefesi” ile özel hayatı üzerine söyleştik.

Timur seninle yürürken tanıştım. Baktım ki sen hayatın boyunca yürümüşsün ve yürümeye devam edecek gibi görünüyorsun. Yürümek senin için ne ifade ediyor?


Bana sormuşlardı “GİT dergisinin ve senin yürüyüş felsefen nedir?”. Bu sorunda benzer. Gençlik yıllarımda çok sistemli ve bilinen bir felsefe ile yakın ilişki içindeydim. Gençlik konusunda çalışıyordum. Ve hayatım bu felsefe tarafından şekillendirilmişti. Bu sosyalist ve Marksist bir felsefe idi ve dünyayı sosyalist olarak görmek istiyordu. Biz 70 yılların sonuna doğru üniversite yıllarında bunun için son derece sınırlı bir şekilde çalışmaya başladık. Bir devrim olacaktı ve biz ülkemizin gençliğinin seyahatlarini organize edecektik. Bu arada daha sert işlerde yapıyorduk tabii ki. Yazılar yazıyorduk, sokak tiyatrosu yapıyorduk, 1 Mayıslara katılıyorduk, sanatla, edebiyatla, şiirle uğraşıyorduk. Bu çalışmalar sırasında çeşitli yeteneklerimiz görülmüştü. Bu gençlik kuruluşunun turizm bürosuna seçilmiştik. Bu bir onurdu. Süleyman Kanburoğlu’yu bu dönemde anmak isterim. Türkiye Milli Gençlik Teşkilatı vardı. 12 Mart’tan sonra kapatıldı. 70’lı yılların öncesinde kurulmuş ehliyet sınavları düzenleyen, kültür ve folklor grubu olan, kültür/gençlik turizmi yapan teknik bir kuruluştu. Süleyman abi bu deneyim bize taşımıştı.

Bu o zamanlar Türkiye’de olmayan bilinmeyen bir turizm çeşidi idi…
Evet. Dağlara, mini-tur İstanbul bizim rehberimizdi. İngiliz bir yazarın yazdığı Marmara ve çevresine dair bir kitaptı. Bu kitap bize gençlik yıllarımızda bir seyahat etme anlayışı getirdi. Neydi bunlar; otostop, ucuz seyahat yolları, pasonun sağladığı imkanlar, gitme isteği, bunu gerçekleştirme isteği ve organizasyon yapma.

Çevreci bir yaklaşımla tabii…

O zamanlar çevreci yaklaşımı yoktu. Sosyalist bir yaklaşım olarak gördük. Dünyadaki sosyalist kuruşlarla ilişkiler vardı. Avrupada sosyal demokrat seyahat kuruluşları vardı. Onların öğrenci ve gençlik değişimleri ile ilgileniyorduk. Küba-Havana festivali vardı. Süleyman abi biletleri organize etmişti. Avrupa’ya gidiş gelişler organize ediliyordu. Teknik bir yanı vardı. Daha kalıcı bir yapıya dönüştürmeye çabalıyorduk. Ülke o ara 12 Eylül ile sağa sola savruldu. Darbeler vs. Ülkenin öncelikleri vs. ile bir savrulma yaşandı ve herkes bir tarafa savruldu. Ama o günlerden bende bir seyahat etme biçimi yerleşti. Bu neydi? Otostopla. Bu arada abim ODTÜ’de okurken 68’li yıllarda abim otostopla İngiltere’ye gidip gençlik kamplarında çalışmıştı. Bu da bende ta çocukluk yıllarında bir maya oluşturmuştu. Ben bildim bileli otostop yaparım. 16-17 yaşında başladım. Savrulmanın ardından kendimi bambaşka bir değerler sistemi içinde buldum kendimi. Profesyonel ithalat ihracat şirketinde çalışmaya başladım. İnanmasam da bu yeni sistemin içinde yer alıyordum. İnandıklarımla yaşadıklarım arasındaki tezatlara bu seyahat anlayışı ile… tabii edebiyat, kültür ve sanat ile ilişkim tamamiyle kesilmişti. Ama seyahat etmeye devam ettim.

Yalnız mı seyahat etmeyi tercih edersin?

Yeni değerler sisteminin çökmeye başladığı anda ben yalnız başına İstanbul’dan sırt çantamı alıp Türkiye kıyılarını yürüme projesine başladım. Bu çalışırken kafamda kurduğum bir şeydi. Bir gün gerçek oldu. İstanbul’da çantamı aldım ve başladım yürümeye…. Bu iki sene aralıklarla sürdü. Bodrum’a ve oradan Marmaris’e kadar yürüdüm. Bu yürüyüşlerle birlikte 6-7 senelik bir aradan sonra yeniden tiyatroya, sinemaya ve yazıya döndüm. Dergi çıkarmaya başladım. O zamanlar Cağaloğlu’nda dergi çıkarmak çok zor bir şeydi. Tamamen kendi olanaklarımla, çok küçük ölçeklerde… Ve eski sesimi bulmaya başladım.

Yürümek, gitmek konulu bir dergi miydi?

Yürüyordum. Gelip yazıyordum. 1 sene yürüdüm. 7 sayı dergi çıkardım. Bu 3 yıl kadar sürdü. Bu yaklaşımım ise hep sürdü. İlk Süleyman abiden aldığımız yaklaşım. Uludağ’ın tepelerine soğuk havalı kutularla yiyecek taşıyarak, matsız, uyku tulumsuz çıkardık. O zamanlar Türkiye’de bunlar yoktu. Bu şartlarda seyahat, dağcılık, turizm… Ülkeye dünyaya “bu kaça, daha ucuz nasıl olur, nasıl yaparız, kim yapmış, bu güzel gidin” şeklinde hayatın devamı olarak KARGA “söyleyin ne gördünüz?” sloganıyla başladı. Bu Baudler’in ünlü lafıdır. Sonra yeniden profesyonel gazeteciliğe döndüm. Yeşil felsefe ortaya çıkmıştı.

Bu dönem çevreci kimliğini kazanmaya başladığın dönem mi?

Ben hep çevreci değilim dedim. Yeşil bir yaklaşımım var dedim. Zamanla bu yaklaşımım yeşil olmadığı ve yeşillerin de o olmadığı ortaya çıktı. Eski çok inanmışlık ve onun savrulması ve profesyonel olarak da gazetecilik yaptığım için süreci çok iyi ve yakında okuyabiliyordum, neyin ne olduğunu çok süratli öğreniyordum. Çünkü çok popüler bir noktada çalışıyordum. NOKTA’da idim. NOKTA soru sorabilEN ve cevabını alabilen bir yerdi. NOKTA’da “Yeşil Sayfalar” ve “Serüven” sayfası yapmaya başladım. O zamanlar benim yürüyüşlerim başlamıştı. İstanbul çevresinde yürüyüşler yapan PATİKALAR yürüyüş klübü kurmuştum. Sonra profesyonel gazetecilik yıllarımda, yeşil hareketin tıkandığı noktalar, çevre hareketinin ne olduğu ne olmadığı veya bir hareket olup olmadığını sorgularken doğal olarak anti-nükleer hareketi gördüm. 92-93 yılları Türkiye’de nükleer santral yapma dönemi idi. Yürüyüşlerim yine başladı.

Bu sefer aktivist yürüyüşleri…

Tabii eylem yürüyüşlerim başladı. Ankara yürüyüşümü yaptım. 93 yılında İstanbul Ankara yürüyüşüme başladım. 94’de İstanbul Sinop yürüyüşünü yaptım. O zamanki belediye başkanı “Buraya santral yapamaz demişti.” Radyoda konuşmam engellenmişti. Oradan Akkuyu’yu yürüdüm ve 3.5lık bir yürüyüş yaptım. Yürüyüşün bir noktasında Ankara’ya geldim. 94 yılında Greenpeace’in ilk Türkiye eylemi vardı Ankara’da. Meşhur Enerji Bakanlığı eylemi. O yıllarda Anti-Nükleer Platform ve benim yürüyüşlerim vardı. Sıkı bir çalışma götürüyorduk. Greenpeace eyleminde Yeni Zelanda’lı bir aktivist bana Avrupa yürüyüşü hakkında bir mektup verdi. Bu yürüyüş 1 Ocak 1995’de düzenlenecekti. Kasım 94’de Türkiye yürüyüşüm bitti ve eve döndüm. Hayat arkadaşım Barbara ile konuştuk ve Avrupa yürüyüşüne katılmaya karar verdik. Yürüyüş sırasında Barbara çok destek oldu. 4 defa geldi. Birlikte yürüdük. 95 Mayıs’ında Viyena’dan başladık. Türkiye yürüyüşüm bitince Avrupa yürüyüşü için hazırlık yapmaya başladık. Rozetler yapmaya başladık. “Nükleersiz bir dünya için İstanbul’da yürüyoruz” diyorduk.

Mesaj verdin mi?

Tabii. Doğrudan. “Nükleer santral istemiyorum.”, “Nükleersiz bir dünya için barış içinde yürüyorum.”… Fotoğrafevi için haftasonu yürüyüşler yapıyordum. Oradan gelen parayı kampanyaya aktarıyordum. Broşürlerde “yürüyüşe katkı – nükleersiz bir dünyaya barış içinde yürüyorum.”a aktarılacaktır.” Diyordu.

Bu noktada felsefen ortaya çıkıyor. Yürüyorsun, Barış İçinde ve Nükleere Karşı…94 yılında hayat felsefen oluşuyor…

Avrupa yürüyüşünün sloganı o yıllardan beri geldi. bugün hala kullanılyor. “Bugünü barış içinde yaşadım.” , “Bugün hala Türkiye’de nükleer santral yok.”. Ankara’daki konuşmalarda örneğin, basın mensuplarına “Sayın basın mensupları, hoş geldiniz. Güzel bir Ankara gününden sizi selamlıyorum. Ülkemizde çok şükürki halen nükleer santral yok ve halen barış var.” Gibi bir açılış yapıyorduk. Bu böyle devam etti. “Hala yok, hala barış var.” Avrupa yürüyüşüne 5.5 ay katıldım ve 3500 km yürüdüm…

3.500 km yürüdünüz?

Tek tek, adım adım…Eşyalarımızı taşıyan bir aracımız vardı. Araçta yemek yapılıyordu. Avrupa yürüyüşünde vejeteryan olmak, barış içinde olmak, nükleere karşı çıkmak, ekolojist yaklaşımla bir felsefe oluşturmasa da tanıştım. Ekolojist yaklaşım biraz doğu felsefesini andırsa da tam bir felsefik yaklaşım ortaya konulamadı. Ekolojistler var. Çevreciler var. Yeşiller var. Bunların değer yargıları var. Avrupa yürüyüşünde günlük hayatı vejeteryan yaşadık, nükleere karşı şiddet çıkarmadan eylem yaptık. Bunlar temel sözleşmelerdi. En önemlisi vejeteryan yaşadık. Bu ekip kendi ekonomisini devam ettirdi.

Neden vejeteryan yaşamak o kadar önemli?

Hayvanları yemeye hakkımız yok. Sağlıklı değil. Ben az da olsa et yiyorum. Çevremde et yendiği için ve et ağırlıklı yiyeceklerin sunumu daha fazla olduğu için et yiyorum. Ama vejetaryanların bu önermesine katılıyorum. Avrupa yürüyüşünde vejeteryan hayatın nasıl olduğunu bizzat yaşayarak anladım. 5.5 ay süren disiplin beni etkiledi. Çevremde dayatma olsa vejertaryanlığı benimseyebilirim.

GİT dergisi ne zaman yayınlanmaya başladı?

95 yılında Avrupa yürüyüşünden dönünce GİT dergisi başladı ve bu seyahat anlayışının, felsefesenin dergisi oldu. GİT dergisi o yıllarda çokca parlak kağıtlarda çıkmaya başlayan seyahat dergilerinin yerine saman kağıdına basılarak başladı. Leman Dergisinde popüler alana kaydık. Sinop Akkuyu nükleer yürüyüşümü, Avrupa yürüyüşümü anlattım. GİT dergisi on seneye yakın yayınlandı ve anti-nükleer haraketin ve Bergama hareketinin içinde yer aldı. Eylem için seyahat etmek iç içe girdi. Akkuyu’da “Atomun Karşısındaki Ev”i kurduk. Burada yaşananlar günce olarak GİT dergisinde anlatıldı. İnsanlar otostopla veya trenle gruplar oluşturup Akkuyu’ya geldi. Köy çalışması yaptık. Şambrellerle köye indik, pijamalı piknikler yaptık. Ucuz bilet bulundu toplu olarak 300 kişi Venedik’e gidildi. Otostop klüpleri kuruldu. O ara ben özellikle dağcılık tartışmalarının dışında kendimi tutamayıp içine girince çok büyük darbe aldı. Dergi bulunduğu yeri koruyamadı. Buı tartışmaları içinde laf üretildi, bu ben de kaynaklandı, hataydı. Laflar doğruydu. Benim biraz gazetecelik tarafım ağır bastı. Halbuki yayıncı olarak tirajı düşünerek yapmamam gerekirdi. Matbaa değişimi oldu ve o dönem biz bir ara verdik.

Oğlun Yunus’la çok özel bir ilişkin var. Bazen ebeveyn-çocuk bazen iki arkadaş gibisiniz. Yunus pek çok aktivitende sana eşlik ediyor. Gördüğüm kadarıyla bunu da büyük bir keyifle yapıyor. Oğlunun hayatına girdiği dönemleri anlatır mısın?

GİT dergisi ara verdiği dönem oğlum Yunus doğdu. 3 sene kadar başka bir disiplin içine girdim. Batı tarzı bir çocuk yetiştirme disiplini. Eşim batılı ve batı formülleri ile çocuk yetiştirdi. O’nun bana verdiği reçetelerle dolaylı olarak batı felsefesinin içinde buldum kendimi. O dili hiç bilmediğim halde. Bana sunulan reçeteleri çok iyi uyguladım. Bu benim hayatımı belirledi. Çocuğumla seyahat etmeye başladım. 6 aylık iken kaya tırmanışına götürdüm. Sırt çantamla Ballı kayalara çıktık. O dönem ülkede savaş karşıtı çalışmalar başladı. Irak’a ABD saldırısına dayanamadım. Tepki vermeden duramadım. Kendi en iyi bildiğim şekilde yürüyerek tepki verdim. Oğlumu da buna kattım. Eşimin 8 sayfalık bir soru listesi ile karşılaştım. Soruları yanıtladım ve 14 Şubat’ta yürüyüşe başladım, İstanbul Kadıköy’den başlayıp Ankara’ya yürüdük. Çok büyük etki yarattı. Yunus’a bir araba bulduk. 18 aylıktı. Şehir içlerinde Yunus’la şehir dışında ben yürüdüm. Alt temizlemeler, mamalar, uyku düzeni. Yürüyüş boyunca bunu halledebiliyordum. Eksozdan dolayı onu fazla yürütmek istemedim. Yalnız büyük bir yanlış anlama ve provakasyon oldu. O ortam artık barış ortamı değildi. Polisler, gazeteciler geliyor, flaşlar patlıyor falan. Çocuğuma polis ve basın terörünü yaşatamam diyerek Yunus geri döndü. Ben Ankara’ya devam ettim. Yaptığım en teknik en başarılı yürüyüştür. Saniye saniye kontrollü hedefe yürümüşümdür. 1 Mart tezkeresini hedeflemiştir. Tezkerenin 1 gün erken çıkma ihtimaline karşı 1 gün 60 km yürümeyi hedeflemişimdir. Nükleer yasaya karşı meclisin etrafında yürüme fikri buradan çıktı.

Anti-nükleer çalışmaları yeterli buluyor musun?

Anti-nükleer grup yeteri kadar uyanık değil. Konuya sahip çıkan insanlar yeterince uyanık değiller. Anti-nükleer yürüyüşlerin çıkış noktası bu savaş karşıtı yürüyüşümdür. Bir hedefin olması, bir hedefi başlatmak. Çalışmaları büyütmek gerekiyor. Yasanın çıkması anti-nükleer çalışmaları yeterince büyütememektendir. Ankara’a meclis karşısındaki yürüyüşümü 24 kişiyle bıraktım.

O yürüyüşün ile başka aktivistlere bir karşı duruş yolu gösterdin.

Savaş çıkınca büyük bir kırılma ve çalkantı yaşadım. Batılı çocuk yetiştirme felsefesi benim çok zamanımı aldı. 1 yıl sonra dergi çıkarmaya başladım. Savaş karşıtı yürüyüşümde Yunus’la ilgili yalanlara cevaben ben Yunus’la 2500 km otostoplu yürüyüş yaptım. Yunus 2.5 yaşındaydı. Aramızda yeni bir dünya kuruluyordu, baba oğul arasındaki dialoglarla yeni bir hayat biçimi oluştu. Annesiyle batılı bir hayat tarzı içinde olan ama baba oğul yerelliğiyle giden ve seyahat eden bir dünya.

Hayatımda kısmen bir değişiklik oldu ve hayat arkadaşımdan ayrıldım. Bu ayrılışla birlikte yeni bir arayış başladı. Günlük hayatımı belirleyen yaklaşım şu an yanımda değil. Kendime yeni bir hayat oluşturma. Felsefe ile yeniden bağ kurma. Yeni bir yol arayışı içindeyim. Yol arıyorum. Bu yolu aramak zaten bir felsefe. Yolumu arıyorum.

Yolda yürümüyor, yürüyeceğin yolu arıyorsun…

Tabii. Hayatta gideceğim yolu arıyorum. Nadide Azatoğlu’nun gel Selçuk’ta yürüyüş yollarını çıkar demesi üzerine geldim. Arazide patikalarda yolumu kaybedip bulmam gibi eski hayatımı bitirip yeni bir hayat anlayışı için buradayım. Taa gençlik yıllarımdan gelen şiirle, edebiyatla, sanatla, tiyatroyla, anti-nükleer hareketle olan bağımı yeniden oluşturmak üzereyim. Bunu oturttuğumda bu şekilde yaşayacağım.

Bundan sonra neler var?

Önerilerim var. Eskiden gelen seyahat anlayışımı uygulamaya çalışacağım. Ama altyapı değişti, insan ilişkileri, turizm tarzı değişti daha pek çok şey değişti. Nadide bunu turizm olarak ifade etmiyor. Yürüyüş klübü olarak ifade ediyor. Seyyahla, seyahatle ilişkisini kurmak istiyor. Ben de bunu turizm olarak görmüyorum. Ben bir seyyahım ve dünyadaki diğer seyyahlarla beraberim. Burada misafirim. Bir model kurmaya çalışıyorum. Ben bunu kurarsam buradan devam etmek isterim. Burası kendini var ederse ben bir parçası olup yoluma devam ederim. Nadide ile yaptığımız şeye başkalarını da katarak devam edebilir. Burası bir kasaba. Gelip misafir oluyorsun, yemek yiyorsun. Burada tarih var, deniz var, yemek var, insan ilişkileri var, 250 kuruşa çay var. Buna karşıt olarak süratli bir kirlenme de var. Kuşadasına gitmiyorum ve insanlara önermiyorum.

Yunus’la çok özel ve farklı bir ilişkin var. O’nun için yürüme hayalleri kuruyor musun? Yani büyüyünce şunları yapsın gibi?

Yunus’la futbol hayalleri kuruyorum. Futbola çok ilgi duyuyor. Benim ilgilerime hep karşılık verdi. Kaya tırmanışına, yürüyüşlere götürdüm, katıldı. Sırtımda taşıdım. Artık büyüdü, taşıyamıyorum. İlerde belki O beni taşıyacak. Şu an Yunus’un ne istediği önemli Yunus kaleci olmak istiyor. Ben O’na kaleci eldiveni, kazağı alıyorum. Geldiği zaman yürüyüşlere gideceğiz, denize gireceğiz, sahilde yürüyüş yapacağız. Yunus ne istiyorsa O’na destek oluyorum. Yol arkadaşlığımız devam ediyor. Çok iyi bir otostop arkadaşım. Çok iyi ekopazar arkadaşı. Pazara mal taşıyan arabalarda maydanozlar arasında uyudu. Matın üzerinde terasta yatabiliyor.

Tam sana göre bir çocuk..

Veya ben O’na göre bir babayım. Bu bir arkadaşlık. Bugüne kadar böyle geldi.

Paylaştıkların için teşekkür ederim.