22 Ekim 2008 Çarşamba

Nükleer Enerji Küresel Isınmaya Çözüm mü? - 2007

Yayın Tarihi:
“Nükleer Enerji Küresel Isınmaya Çözüm mü?”, yeşilİZ Dergisi, İstanbul, Mart-Nisan 2007 sayısı.

Sera gazlarının yarattığı iklimsel değişimler gündelik yaşamımızı etkilediği gibi enerji sektörü ile yoğun enerji kullanan endüstrileri de etkileyecek. Küresel ısınmayı yavaşlatmak ve durdurmak için sera gazlarının atmosfere salımının azaltılması zorunlu. McKinsey Quarterly’de yayınlanan bir araştırmaya göre uygulamaya konulacak olan sera gazı kısıtlamaları dünya iş çevrelerinde 1970’lerde yaşanan petrol sıkıntısının yarattığı boyutta bir değişime neden olacak. Bu gelişmeler, sera gazı salımını azaltarak dünya enerji talebinin nasıl karşılanacağı konusunu gündeme getirdi. Nükleer enerji taraftarlarınca, karbondioksit açığa çıkarmadıkları iddia edilen nükleer santraller “küresel ısınmaya karşı en doğru enerji kaynağı” olarak tanıtılmaya başlandı. Oysaki Kyoto sürecinde yenilenebilir enerji teknoloji ve kaynakları ile enerji verimliliği Temiz Kalkınma Mekanizmaları olarak kabul edilirken, nükleer enerji kabul edilmedi.

Bugün dünyada 435 adet nükleer santral var. Bunların 250’si 20 yıl içinde, kalanlar 2035’e kadar kapanacaklar. 2002 yılında nükleer enerji toplam enerji üretiminin %17’sini oluşturdu. Bu oran 2025 yılında %9’a düşecek. Bu oranı sabit tutmak için önümüzdeki 10 yıl içinde 80, ondan sonraki 10 yıl içinde de 200 yeni santralın yapılması gerekiyor. Bu 20 yıl içinde her 3.5 haftada bir yeni bir nükleer santralın devreye girmesi demek. Nükleer enerji yandaşlarına göre, dünya nükleer santrallerle donatılınca, kömür ve doğalgazdan elektrik üretilmesine oranla daha az karbondioksit atmosfere salınacak.

Riskler

Dünya üzerinde nükleer santral sayısının artması ile güvenlik ve terörist saldırı riski artacak. 2003 yılında toplanan Uluslararası Reaktör İşletmecileri Örgütü, son birkaç yıl içinde 8 büyük kaza riski yaşandığını açıkladı. Nükleer santral sayısının artması kaza riskini artıracak. Çevre uzmanı Nükhet Barlas’a göre, yaşanan nükleer kazaların sonuçları göz önüne alındığında, nükleer teknoloji kullanmak için çok güçlü bir güvenlik kültürü oluşturulması gerekiyor. Türkiye gibi kaynak yapan işçinin koruma gözlüğü kullanmadığı, anayol inşaatında doğal gaz borularının delindiği bir ülkede, kendi canını düşünmeyi bilmeyenlere, başkaları için oluşacak riskleri düşünmeyi öğretmek mümkün olacak mı? Kamuoyunda büyük tepki toplayan çözümsüz nükleer atık sorunu büyüyerek artacak. Bu arada nükleer santral hammaddesi olan uranyum kaynaklarının bugünkü hızla tüketildiğinde 200 yıl içinde biteceği öngörülüyor. Nükleer enerjinin karbondioksit üretmediği iddiası ise doğru değil. Çünkü nükleer enerjinin tüm üretim safhaları göz önüne alındığında, özellikle de uranyumun işlenip yakıt haline getirilmesi sürecinde yüksek oranda karbondioksit açığa çıkıyor. Kapatılan nükleer santrallerin sökümünün nasıl yapılacağı ve maliyeti ise halen cevapsız.

Dünya nüfusunun %5’ine sahip olan Amerika Birleşik Devletleri dünyada nükleer elektriğin %30’unu üretirken, dünya karbondioksit salımındaki payı %25’tir. Dünya nüfusunun %6.5’ine sahip olan Batı Avrupa nükleer elektriğin %34’ünü üretirken karbondioksit salımındaki payı %15’tir. Bu rakamlar dünya nüfusunun %11.5’ine sahip bu ülkelerin nükleer enerjinin %65’ini üretirken aynı zamanda küresel ısınmaya katkısının %40 olduğunu göstermesi bakımından ilginçtir. Bu ülkelerde nükleer enerji kullanımı sera gazları salımının azaltılmasını sağlamamıştır.

Başkaları ne yapıyor?

Tüm nükleer santrallerini kapatma kararı alan Almanya, yoğunlaşan küresel ısınma tartışmalarına rağmen kararın uygulanmasında ısrarlı. 29 Aralık 2006 tarihinde Die Tageszeitung’da yayınlanan Alman Çevre Bakanı Michael Müller ile yapılan ropörtajda, Müller nükleer enerjinin kesinlikle ve kesinlikle küresel iklimi dengeleme gücüne sahip olmadığını belirtti. Enerji sistemlerindeki hızlı bir dönüşüm ile iklimi kurtarmanın en hızlı yöntem olduğunun altını çizen Müller, bunun enerji ekonomisi, enerji verimliliğinin artırılması ve yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanılması ile mümkün olduğunu söyledi.

Almanya ve diğer Avrupa ülkeleri 2010 yılında elektrik talebinin %22’sini yenilenebilir kaynaklardan sağlamayı planlamakta. Ülke bazında bu oranlar, Almanya için %13, İspanya için %26, İsveç için %60, Danimarka için %29’dur.

Venezuela’nın “asi” Başkanı Chavez, ülkesinin en büyük gelir kaynağı petrol olmasına rağmen, dünya ülkelerini küresel ısınmanın önüne geçmek için daha az petrol kullanmaya davet etti. Enerji tasarrufu için tüm ülkeye tasarruflu ampül dağıtıldığını, güneş enerjisi araştırma merkezi kuracaklarını ve Venezuela’daki petrol tüketimini azaltmak için fiyatları artıracaklarını söyledi.

Küresel ısınma ile mücadelede enerji tasarrufu, enerji verimliliği, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı gerçekleşmemişken niye bu nükleer söylemi?