22 Ekim 2008 Çarşamba

Doğa İnsan - İnsan Doğa: Heykeltraş Mehmet Aksoy ile Söyleşi - 2007

Yayın Tarihi:
“Doğa İnsan-İnsan Doğa: Heykeltıraş Mehmet Aksoy ile Söyleşi”, yeşilİZ Dergisi, İstanbul, Mayıs-Haziran 2007 sayısı.

Açtığı en son heykel sergisi ile insanlığı ve dünyamızı tehdit eden küresel ısınmanın yaratıcısı insanoğlunu sorgulayan ünlü heykeltıraş Mehmet Aksoy’a göre doğanın insanla ve insanın doğayla olan ilişkisi çok farklı. Çevre sorunlarının ana nedeni de bu fark…

“Kibele – Doğa Ana iyi ve kötü çocuklarını koynunda taşır, korur, kollar. Ama gerekirse kötü çocuğunu kendi elleri ile yok eder.”


MA- 21 Mart doğanın doğum günüdür, baharın uyanmasıdır, bir başlangıçtır, yeni yılın başlangıcıdır. Her sene yılbaşını 21 Mart’ta kutlarım. Bu bizim geleneğimizdir, sahip çıkmalıyız. 10 15 senedir Kibele heykelleri yapıyorum. Bitmedi, halen devam ediyorum. Şimdi Şamanlara geçtim. Her şey insan doğa ilişkisine dayalı. “Sema” heykelinin bir eli yerde bir eli göktedir.
Ayşen – Mevlana’nın anlayışı ile benzer gibi.

MA – Şamanlıktan gelmedir ve eski Türklerin inanışıdır. Yerdeki enerjinin göğe, gökteki enerjinin yere akmasıdır. Enerjiyi tutmaz. Aktarır. Bu heykelde yuvarlakların sayısı simgeseldir. Alfabe gibidir. 13 bin yıl önce Türkler bunları kayalara yapmışlar. OrtaAsya’da yeni bulundu, araştırmalar devam ediyor. Ortadaki yuvarlak şekil evreni temsil eder. Diğer şekiller yeri, göğü, havayı, suyu ve varlıkları temsil eder. İnsan bunların tam ortasındadır. İnsanın ortasındaki bölüme doğru yürüdüğünüzde içine alır sizi. Sanki evrenin içine girersiniz. Şaman sizi içine alır götürür.

Ayşen – Doğal malzeme mermer ile çalışıyorsunuz. Bir nevi mermer işçisiniz. En son serginizdeki heykellerde mermer ile metali birlikte kullanmışsınız. Bu bir seçim mi?

MA- İlk başta metali dövüp enerjik formlar çıkarırdım. Sonra taş sevgisi ağır bastı ve mermeri çok benimsedim. Şimdi metal sevgim tekrar depreşti ve her iki malzemeyi birlikte kullanmaya başladım. Şamanlar için taş ve metal çok uygun. Dört maddenin en azından ikisini kullanmak istedim. Toprak ve ateşle dövdüğüm metal.

Ayşen – Şaman kutsallığı çağrıştırıyor. Doğa ile Şaman arasında nasıl bir bağ kuruyorsunuz?

MA – Şaman insandaki farklı enerjiler olduğunu, bunu fark etmemiz gerektiğini ve doğayla uyumu temsil ediyor. Şaman doğaya saygılı. Şaman insan ile doğa arasındaki ilişkilerin aracısı. Hiçbir zaman ruhban sınıfa dahil değil. Normal bir insan ve mesleği var. Ama birisi çağırdığında cübbesini giyip eline dalını aldığında Şaman oluyor. Sanatçıda memur olmamalı. Din görevliside. Diyanet İşleri Müdürü… Var mı böyle bir şey? Hocası var, camide namazını kıldırır, sonra gider bakkal dükkanına gider açar. Eskiden böyleydi. İnsanlar gönüllü olarak isteyerek yapıyorlardı. Kimse para isterim demiyordu. Para her şeyi bozuyor bence. Zaten bugün dünyayı mahveden paradır. Bugün savaşlar olmasa, savaşlara harcanan paranın yüzde altısı mi biri mi, aç çocuklara harcansa, dünyada aç çocuk kalmayacakmış. Bu insanlık acısı. İnsan ne kadar vahşi bir duruma geldi, ne kadar kendi doğasına, kendisine karşı çalışıyor. Sona doğru gidiyor. Artık bilinçlenmek zorundayız bence. Ayılmalıyız.

Ayşen- Küresel ısınma sizin için neyi ifade ediyor?

MA- Cehennemi ve kıyameti ifade ediyor. Korkuyorum. Kendim için değil çoluk çocuk için. Çoluk çocuğumuza bırakacak mirasımız bu kötü dünya olacak. Hiç mi utanmıyacağız. Çocuğu bu dünyaya doğuruyorsun. Buna hakkımız var mı? Çocuklar ağır sorumluluklarla doğuyor.

Ayşen – 13 yaşında kızım var. Artan küresel ısınma haberleri O’nu öylesine tedirgin etti ki yağmur yağdığında çok sevinir oldu. Susuz kalırız diye endişeleniyor. Ben bu dertlerle büyümedim ve yağmurdan hep keyif aldım. Çocuğum için ise yağmur yağması susuz kalmamak demek. Son 30 yıl içinde yaşadığımız dünya çok değişti. Siz geleceği nasıl görüyorsunuz?

MA- Gelecekten korkuyoruz. İnsanlar yeni dünyalar bulmaya çalışıyorlar. Herhalde bunu mahvettik. Yenileri de mahvedeceğiz. Atmosferi bırakın evreni kirletmeye başladık. Uydu atıkları falan. İnsan çok zararlı bir varlık. Galiba yaşamaması lazım. Yok olsak da evren de bizden kurtulsa. İçimizde bir kötülük var. Hep günü kurtarma, bencillik var.

Ayşen – Peki umutlu musunuz?

MA - Mitinglerde umutlu oluyorum. Güzel şeyler isteyen insanlar kötü olamaz. Doğaya karşı da kötü olamaz diye düşünüyorum. Sizin gibi insanlarda beni umutlandırıyor. yeşilİZ dergisi beni umutlandırıyor. Ben heykel yapıyorum siz umutlanıyorsunuz. Bunların çoğalması lazım. Çocuklarımıza bilinci aşılamamız lazım. Ben çevremdekilere aşılamaya çalışıyorum. Alışageldiği alışkanlıklarımı değiştirmeye çalışıyorum. Ağaçlara, doğaya, atıklara…

Ayşen – Bu değişim hayatınıza nasıl yansıdı? Küresel ısınma yaşamınızı nasıl etkiledi? Daha az enerji ve su kullanmalıyım diyor musunuz?

MA – Bizde tutumluluk vardır. Annem çok tutumlu bir insandı. Hiçbirşey fazla olmamalıdır. Her şeyin “karar” ölçüsü vardır. Sokakta açık çeşme görsem dayanamam kapatırım. Sokakta boşuna yanan lamba görürsem telefon ederim kapattırırım. Kendiliğimden tutumluyum. Tasarruf çok önemli. Yüzünü yıkarda suyu sonun kadar açmamak lazım. Boşuna akıp gidiyor. Bunlar ufak, çok önemli şeyler değil gibi görünüyorsa da her insan bunlara biraz dikkat etse önemli bir enerji ve su tasarrufu olur.

Ayşen – TEMA Vakfı bir su kampanyası başlattı. “Suyunu Dikkatli Kullan”. Dört kişilik bir aile biraz dikkatle her sene 140 ton az su harcayabilir. Bu hanesayısına vurulduğunda toplam rakam çok büyüyor. Bu nedenle dikkatli tüketim ve tasarruf çok önemli.

MA – Tasarruf çok önemli. Az deterjan kullanmak lazım. Veya hiç kullanmamalı. Gerekli gereksiz araba kullanmamak lazım. Teknoloji bize vücudumuzu unutturdu. Elimiz kolumuz var bilmiyoruz. Ayağımız var unutuyoruz. Arabanın tekerleği var çünkü. Şimdi köydeyiz rahatız. şehre inince sıkıntı duyuyorum. Gürültü, pis hava… Yalnız Cumartesi, Pazar piknikciler geliyor. Buraları hoyratça kirletiyorlar. Fil girmiş gibi oluyor. Yenek artıkları, poşetler, gazeteler… Oysa yine geleceksin buraya. Git çöpünü at. Ormanlara girseniz... İlkokul çocuklarına çöpleri, poşetleri toplatmak lazım. Bu şekilde eğitmek lazım. Görsün pisliği ve güzelliği. Güzelliğin kirletilmemesi gerektiğini görsün. O zaman orman yakamazsın.

Ayşen- Böcek eviniz çok yüksek ve büyük. Nasıl ısıtıyorsunuz? Güneş enerjisini kullanıyor musunuz?

MA- Burayı yazlık gibi kullanıyorum. Kışın küçük bir mekanda kalıyoruz. Odun yakıyoruz. Kömür kullanmıyorum.

Ayşen- Söyleşi için teşekkürler. yeşilİZ okuyucularına söylemek istediğiniz bir şey var mı?
MA –Doğa ile barışık olmak lazım. Doğayla barışık insan kendisiyle de barışık olur. Kendini bu evren ve dünyada düşünmeli. “Ne yaptın, güzel bir şey yaptın mı?” sormalıyız. her şeyi kutsal saymalıyız. Suyu, toprağı, böcekleri, solucanları… Eski Mısır’daki anlayışı çok beğeniyorum. Her hayvanın, kara sineğin bile bir yeri var. Heykelini yapmışlar. Doğanın bir döngüsü var ve bozmamak lazım. O bir başkasını yiyor, o da gidip başkasına yem oluyor… Bunu devam ettirmek lazım. Biz bu döngünü bozuyoruz. Çok kuvvetli olduk. Doğaya ve diğer canlılara karşı kuvvetlendik. Korkularımız olsa O’na göre yaşarız.

Ayşen – Biz başımıza bir doğa felaketi geldiğinde korkarız.

MA – Kibele Toprak Ana iyi ve kötü çocuklarını bağrında taşır. Kızdığında kötü çocuklarını kendi elleriyle öldürür. Hepsine sahip çıkar ama kötülük edeni cezalandırır. Annedir. İyiyi ödüllendirir, kötüyü cezalandırır. Terbiye eder.